Darwinistler, bir aylık yolculuk sırasında yere hiç inmeden 15.000 km uçan albatrosların, göçleri sırasında dünyanın çevresini dolaşan kırlangıçların, 3.000 km'lik bir mesafeyi kat edebilen çekirgelerin, doğumlarından kısa bir süre sonra 6.000 kilometrelik yolculuğa çıkan yılan balıklarının, tümünün bu yöntemleri kendi kendilerine bulamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, akla ve şuura sahip olmayan karıncaların Güneş'in yönünü kullanarak yollarını nasıl bulduklarını düşünmezler.

Darwinistler, ünlü fosil Archaeopteryx'in, uçucu, gerçek bir kuş olduğunun anlaşıldığını ve onun atası olarak gösterilecek hiçbir sürüngenin de bulunamadığını, bu gerçeklerin ortaya çıkmasıyla, Darwinistlerin kuşların sürüngenlerden evrimleştiği şeklindeki iddialarını destekleyebildikleri tek bir delillerinin dahi kalmadığını düşünmezler.

Darwinistler bir insan beyninde ortalama 100 milyar nöron olduğunu, eğer bu 100 milyar nöronu her saniye birer tane olmak üzere saymak isteseydik, o zaman bütün bu sayım işleminin 3.171 yıl süreceğini, eğer bu 10 mikronluk 100 milyar nöronu tek bir çizgi haline getirebilseydik, bu uzunluğun da tam 1000 kilometre olacağını düşünmezler.

Darwinistler, balarılarının peteklerini inşa ederken tam olarak 109 derece 28 dakika ve 70 derece 32 dakikalık iki açı kullandıklarını, bu hesapta en ufak bir sapma olmadığını, peteklerin uçlarının ise 13'er derece yükseltilerek inşa edildiğini, bu eğim sayesinde balın, petekten dışarıya akmadığını, dünya üzerindeki bütün arıların bu hesaplamayı bildiklerini ve eksiksizce uyguladıklarını düşünmezler.

Darwinistler, bir yaprağın sadece 1 milimetre karesinde 500 bin adet klorofil bulunduğunu, bir başka deyişle, fotosentez için gerekli olan ve insanların hiçbir şekilde laboratuvarlarda elde edemedikleri bu muhteşem molekülün, bir yaprağın içinde milyonlarca sayıda bulunduğunu düşünmezler.

Darwinistler bir sineğin, başının sağ ve sol taraflarında 4000'er ayrı bölme bulunan, toplam 8000 bölmeli petek gözlere sahip olduğunu, bu 8000 bölmenin her birinde, görüntüyü farklı açılardan gören birer mercek olduğunu ve bunun tesadüflerle gerçekleşmesinin imkansız olduğunu düşünmezler.

Su, katrandan 10 milyar kat, gliserolden bin kat, zeytinyağından yüz kat ve sülfürik asitten de 25 kat daha akışkandır. Darwinistler suyun bu akışkanlığının dolaşım sisteminin verimli çalışabilmesi açısından çok önemli olduğunu, eğer suyun akışkanlığının katranınkine benzer bir değerde olsa, hiçbir kalbin içeriği büyük ölçüde sudan oluşan kanı pompalayamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, suyun bilinen tüm sıvıların aksine, + 4°C soğukluktan sonra beklenmedik bir biçimde genleşmeye başladığını ve böylece buzun suyun yüzeyinden oluşmaya başladığını, bunun denizin derinliklerinde yaşayan sayısız canlınının yaşamının devamına olanak veren özel bir tasarım olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, hücre zarından ağaç kabuğuna, göz merceğinden bir geyiğin boynuzlarına, yumurta beyazından yılan zehirine kadar son derece farklı organik yapıların hepsinin karbon temelli bileşiklerden oluştuğunu, karbonun hidrojen, oksijen ve azot atomlarıyla çok farklı geometrik şekil ve sıralamalarda birleşerek, son derece farklı maddeler meydana getirdiğini, karbonun bu özelliğinin dünya üzerinde yaşamı mümkün hale getirdiğini düşünmezler.


Darwinistler, oksijenin yakıcı bir element olduğunu ve normalde bizim bedenimizi de yakması gerektiğini, bunu engellemek için, oksijenin atmosferdeki formu olan O2'nin dikkat çekici bir biçimde "asal" kılındığını yani kolay kolay reaksiyona girmediğini düşünmezler.

Darwinistler, Güneş'te meydana gelen tek bir patlamanın açığa çıkardığı enerjinin oldukça büyük olduğunu, tek bir patlamanın Hiroşima'ya atılanın benzeri olan 100 milyar ton atom bombasının gücüne eşit olduğunu, bu yakıcı etkinin de atmosfer aracılığıyla Dünya'ya en ideal şekliyle ulaştığını düşünmezler.

Darwinistler, toprağın altında filizlenmekte olan tohumların yüzeye çıkış yolları kapatılsa da önlerine çıkan her engelin etrafından dolaşacak kadar uzun filizler çıkartarak ya da büyüdükleri yerde baskı yaratarak her halükarda gün ışığına ulaşmayı başardıklarını düşünmezler.

Darwinistler toprağın genel olarak çürütücü, parçalayıcı özelliğinin olduğunu ancak toprağın içindeki tohum ve milimetrenin yarısı inceliğindeki köklerin, toprakta hiçbir zarar görmediklerini aksine toprağı kullanarak sürekli gelişip büyüdüklerini, narin köklerin kendilerini nasıl olup da koruduklarını düşünmezler.

Şartlar uygun olmadığı için on yıllarca hatta yüzyıllarca uyku durumunda kalan ve sonra filizlenebilen tohumlar vardır. Darwinistler, yer değiştirme gibi bir alternatifleri olmayan bitkilerin zor koşullarda yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlayan böyle bir mekanizmanın varlığını nereden bildiğini düşünmezler.

Darwinistler kuru sopaya benzeyen asma dallarından tatlı ve su dolu kesecikler halinde üzümlerin nasıl çıktığını, üzüm kabuklarını fındık kabuklarından farklı kılanın, bu iki meyvenin renklerini, tatlarını, kokularını, içindeki vitaminleri, birinin sulu birinin kuru yapılarda olmasını sağlayanın tohumların genlerindeki bilgiler olduğunu, her zaman fındık tohumlarından fındıkların, üzüm tohumlarından ise üzümlerin çıktığını düşünmezler.

Darwinistler, güllere renklerini veren, yapraklarındaki kıvrımları belirleyen, çiçeğinin yapraklarının kadifemsi yumuşaklığını, dünyanın neresine giderseniz gidin aynı muhteşem gül kokusunu belirleyen bilgilerin nasıl gülün genlerine yerleştiğini, bunun bütün bitki türleri için geçerli olduğu gerçeğini düşünmezler.

Darwinistler, çoğu küçük tahta parçalarına benzeyen tohumlardan nasıl belli bir süre sonra 4-5 metre uzunluğunda ve yüzlerce kilo ağırlığında dev ağaçlar oluştuğunu düşünmezler.

Darwinistler, çamurlu bir suda kendiliğinden bir proteinin oluşmasının, bunun hemen arkasından diğerlerinin oluşmasının, daha sonra bunların bir araya gelip hücreyi oluşturup bir canlı organizma meydana getirmelerinin imkansız olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, protein üretiminin yapılabilmesi için DNA'dan alınan bilginin doğru olarak kopyalanması ve bunun için de öncelikle DNA molekülünün merdiven gibi birbirine dolanmış kollarının ayrılmaları gerektiğini, bu ayırma işleminde görevli olan moleküllerin bunu nereden bildiğini düşünmezler.

Darwinistler, proteinlerin canlılık için son derece önemli olan şekillerinin temel belirleyicisinin proteinleri oluşturan amino asitlerin sıralaması olduğunu, tek bir amino asit bir sonraki amino asite uygun bir sıralamada birleşmezse proteinin tüm işlevini yitireceğini, proteinleri oluşturan amino asitlerin nasıl olup da her seferinde uygun dizilime ulaştıklarını düşünmezler.

Darwinistler, doğada 200'ün üzerinde aminoasit bulunduğunu ancak canlıları oluşturan yararlı proteinlerin her zaman için bu amino asitlerin sadece 20 tanesinden oluştuğunu, böyle bir seçimin tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.

Çekirdekteki 46 kromozomun her biri, bir insan ile ilgili tüm bilgileri taşıyan genlere sahiptir. Darwinistler, insan vücudunda bulunan bütün organların, hücrelerde yer alan genlerin tarif ettiği bir plan çerçevesinde inşa edildiklerini, örneğin, vücutta derinin 2.559, beynin 29.930, gözün 1.794, tükürük bezinin 186, kalbin 6.216, göğsün 4.001, akciğerin 11.581 gen tarafından kontrol edildiğini düşünmezler.

Darwinistler DNA'nın, canlılardaki bütün detayları içeren bir bilgi olduğunu, bu dev molekülün, "nükleik asit" adı verilen dört farklı molekülün art arda dizilmeleriyle oluştuğunu, bu dört molekülün, dört harfli bir alfabe gibi, vücutta üretilecek tüm organik moleküllerin bilgisini sakladığını yani bu moleküllerin rastgele değil, belirli bir bilgiye göre dizildiğini, bu bilginin de kendi içinde cümlelere, paragraflara -genlere- ayrıldığını, her genin, vücuddaki farklı detayları -örneğin şeker yendiğinde bunu hücrelerin içine alacak olan insülin hormonunun formülünü veya gözdeki şeffaf kornea hücrelerinin yapısını- tarif ettiğini, DNA'da yer alan bu muazzam bilginin Darwinizm'in tesadüf iddialarını çürüttüğünü düşünmezler.

Darwinistler, Kambriyen kayalıklarında bulunan salyangoz, trilobit, sünger, solucan, denizanası, deniz yıldızı, yüzücü kabuklu, deniz zambakları gibi kompleks omurgasız türlerine ait fosillerin, kendi iddialarının aksine canlıların bir anda ve hiçbir ataları olmaksızın ortaya çıktığını kanıtladığını, bunun da Darwin'in "evrim ağacı" efsanesini yıktığını düşünmezler.

Darwinistler, canlılığın oluşması için yüzlerce farklı proteinin, DNA kodlarının, bunları yorumlayan enzimlerin, seçici geçirgen bir hücre zarının vs., yani çok kompleks bir mekanizmalar bütününün oluşması gerektiğini, onların iddia ettikleri gibi bir "kimyasal evrim"in mümkün olmadığını, buna inanmanın tek kelimeyle imkansıza inanmak olduğunu düşünmezler.


MAKALELER:

-National Geographic'in Darwin Yanılgısı National Geographic'in Darwin Yanılgısı

-Kuran Evrimi Çürütüyor


-Dünya tarihinde benzeri olmayan bir aldatmaca: Evrim Teorisi

-İleri teknoloji savunma teknikleri kullanan tavus kelebeği

Darwinistler, yaşamın kökenini açıklayan önemli bir bulgu gibi gösterdikleri Miller deneyini yapan Stanley Miller'in kendi oluşturduğu, erken dünya atmosferi ile ilgisi olmayan suni koşullarda deneyini gerçekleştirdiğini, ayrıca bu deneyde sadece aminoasit sentezlendiğini ve herhangi bir şekilde aminoasit oluşmasının, kesinlikle canlılık oluşması anlamına gelmediğini düşünmezler.

Darwinistler bugün astrofizik, fizik, biyoloji gibi farklı bilim dallarının, evrende ve doğada rastlantılarla açıklanması imkansız bir düzen olduğunu açıkça gösterdiğini ve bunun da “Yaratılış Gerçeği”ni kanıtladığını düşünmezler.

Canlı fosillerinin, dünya üzerinde bir evrim süreci yaşandığını kanıtladığını zanneden Darwinistler, gerçekte bütün fosillerin Darwin'in teorisiyle tamamen zıt bir "doğa tarihi" ortaya çıkardığını; canlı türlerinin evrim sürecinde kademe kademe ortaya çıkmadıklarını, bir anda kusursuz halleriyle yaratıldıklarını kanıtladığını düşünmezler.

Darwinistler, "bilim adamlarının yaptıkları deneyler, yaşamın kimyasal reaksiyonlarla kendi kendine başlayabileceğini göstermiştir" diye iddia ederler, ancak bunu gösteren tek bir deneyin bile olmadığını, üstelik bilimin, bunun teorik düzeyde bile mümkün olmadığını ispatladığını düşünmezler.