Darwinistler, sevinen, şaşıran, düşünen, yorum yapan, tahlil eden, duyduğu sesleri tanıyan, hatırlayan, bir çiçeğin görüntüsünden, kokusundan zevk alan varlığın insanın ruhu olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, tüm delilleriyle var olan insan ruhu karşısında materyalizmin yok olup gittiğini ve Darwinizmin insan ruhuna hiçbir şekilde açıklama getiremediğini düşünmezler.

Darwinistler, sevgi, vefa, dostluk, dürüstlük gibi kavramların, hiçbir materyalist kavram ile açıklanamayacağını, hayali evrimsel mekanizmaların tüm bunlara hiçbir şekilde açıklama getiremediğini düşünmezler.

Darwinistler tesadüflerin şuuru olmadığını, sanat ve estetik meydana getiremeyeceğini, duyan, gören, koklayan, hisseden akıllı ve şuurlu, güzellikten, sanattan, bilimden anlayan insanları oluşturamayacağını düşünmezler.

İnsanın bir yeri kesildiğinde kanının pıhtılaşabilmesi ve insanın kan kaybından ölmemesi için gerekli olan 20 farklı enzimin aynı anda var olması gerektiğini ve bunun hayali evrim mekanizmalarıyla asla açıklanamadığını düşünmezler.

Darwinistler, pıhtılaşmayı sağlayan 20 çeşit enzimin görev alma sırasını belirleyen yöneticinin kim olduğunu, şuursuz atomların bu hayati sıralamayı kendi başlarına yapamayacaklarını ve bu soruların cevabını Darwinist açıklamalarda asla bulamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, kandaki taşıyıcı proteinlerin vücutta kendisinden farklı yüzlerce çeşit hücrenin ihtiyacı olan maddeleri, paketler halinde neden taşıdığını ve bunu hangi bilinç ile yaptığını düşünmezler.

Darwinistler, kan hücrelerinin, vücuda giren oksijen moleküllerini tanıyarak özel olarak ayırt edip seçtiklerini, bunu bütün vücudun tüm hücrelerine taşıdıklarını, ihtiyaca göre hücrelere dağıttıklarını ve böyle seçici ve bilinçli bir sistemin asla bilinçsiz tesadüflerle oluşamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, bir taşıyıcı kan hücresinin kemik iliğinde doğmasına rağmen insan vücudunu nasıl bu kadar iyi tanıdığını, böbreklerin ihtiyaç duyduklarını maddeleri, nasıl hiçbir zaman beyne götürmediklerini ve nasıl adeta üstün bir akılla hareket etmekte olduklarını açıklayamadıklarını düşünmezler.

Darwinistler, tesadüflerle meydana geldiğini iddia ettikleri insan bedenindeki yüz trilyon hücrenin her gün eksiksiz biçimde kontrol edilmekte olduğunu, hücrelerdeki hataların giderildiğini, ihtiyaçların karşılandığını, atıkların taşındığını ve bu sistemin hataya mahal vermeyecek şekilde son derece kontrollü gerçekleşmekte olduğunu düşünmezler.


Darwinistler, "en ilkel canlı yapı" olarak tanımladıkları bir virüs ya da bakterinin, hiç tanımadıkları bir yapı olan insan vücudunu etkisiz hale getirebilmek için, milyarlarca hücrenin içerisinden antikor ve lökosit adı verilen savunma sistemi elemanlarını son derece sistemli ve akılcı bir şekilde etkisiz hale getirmeyi nasıl öğrenmiş olabildiklerini düşünmezler.

Darwinistler, şuursuz evrimsel süreçlerle geliştiğini iddia ettikleri insan bedeninde, tek bir kasın çalışması sonucunda oluşan ısının kasa zarar vermemesi için vücutta bir sistem olduğunu, kanın, ısı dağıtım mekanizması ile bu ısıyı vücuda dağıttığını ve böyle bir sistemin asla tesadüfen meydana gelemeyeceğini düşünmezler.

Darwinistler, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri kandaki farklı hücrelerin görevlerini nereden bildiklerini, nasıl hiçbir işlemde hata yapmadıklarını ve nasıl görevlerini bir ömür boyu aksatmadan devam ettirdiklerini düşünmezler.

Darwinistler, şuursuz tesadüflerle oluştuğunu iddia ettikleri kan içinde, her saniye 2.5 milyon alyuvar üretiminin yapılması gerektiğini, aksi takdirde kanın akışkanlığının azalması sonucunda damarların tıkanıp, kalbin çalışmasının zorlaşacağını ve bu hayati dengenin asla tesadüfi süreçler ve olaylar sonucunda gerçekleşemeyeceğini düşünmezler.

Darwinistler, insan gözünün retinadaki görüntüyü, saniyenin onda biri kadarlık kısa bir sürede oluşturduğunu, görüntünün yalnızca 1 milimetrekare genişliğinde bir alanı kapladığını ve insan gözünün son teknolojiye sahip 64 adet bilgisayardan çok daha hızlı ve kullanışlı bir mekanizmaya sahip olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, doğadaki yaratılış üstünlüğünü, var olan mükemmel sistemleri, aklı, ilmi ve benzersiz sanatı tesadüfler ile hiçbir zaman açıklayamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, gelincik çiçeklerinin polenlerini, polen taşıyıcı böceklerin en fazla olduğu saatlerde yaymalarını, biyolojik saatleri ile kendi çiçeklenmelerinin gelişimini sağladıklarını tesadüflerle açıklayamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, mısır ve fasulye bitkilerinin düşmanlarından korunmak için yapraklarında özel bir salgı salgıladıklarını, bu salgı ile parazit yaşayan eşek arılarını bulundukları yere toplayarak adeta paralı asker gibi kullandıklarını, bu savunma stratejisinin herhangi bir şuura sahip olmayan bitki tarafından gerçekleştirilmiş olmasının mümkün olamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, Evrim Teorisini desteklemek için yaptıkları her araştırmada hüsrana uğradıklarını, elde ettikleri her bulguda evrimi reddeden kanıtların ortaya çıktığını, fosil kayıtları ile canlılığın yüz milyonlarca yıl önceden, yani ilk yaratıldıkları andan beri aynı olduklarını, bilimin gösterdiği gerçeklerin, evreni ve canlıları Allah'ın yarattığını ispatladığını düşünemezler.

Darwinistler, fillerin ve gergedanların derilerindeki parazitlerden kurtulmak için çamurda banyo yaptıklarını, antiseptik yapıdaki killi toprak ile yaralarını tedavi ettiklerini, toprakta bulunan bir maddenin antiseptik özelliğinin olduğunu hayvanların kendi başlarına bilmelerinin imkanı olmadığını, doğadaki tüm canlıların Allah’ın ilhamı ile hareket ettiğini düşünmezler.

Darwinistler, fillerin en önemli özelliği olan birbirlerine bağlılıkları, fedakârlık ve yardımlaşmalarını, sürüde yeni doğmuş bir filin bütün filler tarafından sevgi ve şefkatle karşılanmasını ve tüm canlılardaki fedakar ve işbirlikçi davranışların, ‘doğanın yalnızca bir savaş yeri’ olduğu iddialarını açıkça ve kesinlikle geçersiz kılındığını düşünmezler.

Darwinistler, iskelet sistemindeki kemiklerin birbirlerine tam olarak uyumlu ve belirli uçlardan birbirlerine tutturulmuş kemiklerden oluştuğunu, her biri farklı fonksiyonlara sahip olan kemikler sayesinde hareket etmenin, koşmanın, yürümenin mümkün olduğunu, iskelet sistemi ile bir kere daha Allah'ın yaratma sanatının yüceliğini gözler önüne serdiğini düşünmezler.

Darwinistler insanda ve diğer canlılarda işlevsiz, "körelmiş" organlar olduğunu iddia ederler ve bu organların o dönemin ilkel bilim düzeyinden güç bulan bir hurafe olduğunu, Darwin'in ve onu izleyenlerin "körelmiş" saydıkları bu organların gerçekte önemli fonksiyonlara sahip olduklarını düşünmezler.

Darwinistler DNA'nın bir kısmının işlevsiz, "Hurda DNA" olduğunu zannederler ve bu iddialarının, bilimsel cehaletten kaynaklandığını, zaman geçtikçe ve bilim ilerledikçe hem organların hem de genlerin tümünün işlevsel olduğu gerçeğinin ortaya çıktığını düşünmezler.

Darwinistler bir canlı türü içinde yaşanan "varyasyonu" (çeşitliliği) -örneğin Galapagos Adaları'ndaki ispinozların farklı gaga yapılarını- çok güçlü bir evrim kanıtı zannederken, gaga yapılarındaki farklılıklar gibi türün kendi genetik bilgisi dahilindeki değişimlerin yeni biyolojik bilgi eklemeyeceğini, yani yeni organlar üretemeyeceğini; dolayısıyla evrime delil olmayacağını düşünmezler.

Darwinistler meyve sinekleri üzerinde yapılan deneylerde gerçekleştirilen mutasyonlarla sadece sakat ve kısır bireylerin üretildiğini, hiçbir yararlı mutasyon gözlemlenmediğini, uzman bilim adamları kontrolündeki mutasyonlarda dahi yeni türler üretilememesinin, evrimin değil, evrimin olmadığının delili olduğunu düşünmezler.

Darwinistler atın atası olarak gösterdikleri bazı canlıların gerçekte atlardan çok daha yaşlı olduklarını yani aralarında evrimcilerin iddia ettikleri gibi bir geçiş olamayacağını, at serileri iddialarının tam bir bilimsel fiyasko olduğu gerçeğini düşünmezler.

Darwinistler insanla diğer canlıların embriyolarının anne rahminde (veya yumurtada) sözde aynı "evrim süreci"ni geçirdiklerini, hatta insan embriyosunun sonradan kaybolan solungaçlarının olduğunu iddia eden Haeckel adlı evrimci bilim adamının embriyo çizimlerinde sahtekarlıklar yaptığını, embriyoları değiştirerek, birbirine benzer göstermeye çalıştığını ve bu iddianın bilim dışı bir sahtekarlık olduğunu düşünmezler.

İnsanın maymunlarla ortak bir atadan geldiğini ve "sözde maymun adamlara" dair fosil kalıntılarının ve izlerin olduğunu iddia eden Darwinistler, insanın sözde atası olduğu iddia edilen fosillerin tümünün ya soyu tükenmiş bir maymun türüne veya farklı bir insan ırkına ait olduğu gerçeğini düşünmezler.

İngiltere'nin ünlü "Sanayi Devrimi Kelebeklerinin", doğal seleksiyonla evrimin yaşanmış bir kanıtı olduğunu zanneden Darwinistler, bu hikayenin de tam bir bilim sahtekarlığı olduğunun anlaşılmasından sonra sözde delillerinden birinin daha geçerliliğini yitirdiği gerçeğini düşünmezler.