  
Darwinistler, bitkilerin dış yüzeylerinin odunsu ve kuru
maddeyle kaplı olmasına rağmen, suyu pompalama mekanizmaları
sayesinde bünyelerinden tonlarca su geçirebilmelerini ve
bu mekanizmanın yokluğunda yeryüzündeki yaşamın devamı olamayacağını
düşünmezler.
   Darwinistler,
bazı ilaçların yapımında da kullanılan tek hücreli mantarlar
olan küflerin, tesadüfen ortaya çıkamayacağını, Allah’ın
yaratmasıyla var olduklarını düşünmezler.
  
Yeryüzündeki tüm canlıların evrim geçirdiğini iddia eden Darwinistler, birbirlerine hiç ihtiyaçları olmadıkları halde, toprağın oluşumunu sağlamak için bir araya gelen mantar ve alglerin ortak yaşam ürünü olan likenlerin tesadüfen ortaya çıkamayacağını düşünmezler.
  
Darwinistler, kas sistemleri olmadığı halde üzerine konan
böceği avlamak için hızla yapraklarını kapatan, avladığı
böceği sindirecek enzimleri üreten, herhangi bir beyne,
göze ve şuura sahip olmayan etobur bitkilerin, tesadüfen
gelişen doğa olayları sonucu oluştuğunu söylemenin mantıksızlığını
düşünmezler.
   Darwinistler,
aynı toprakta yetişmesine, aynı su ile sulanmasına rağmen,
benzersiz renk, farklı koku ve tatlara sahip bitkileri,
insan ruhuna en hoş gelecek şekilde Allah'ın yarattığını
düşünmezler.
  
Darwinistler, kapkara bir çamurun içerisinde yetişen meyvelerin,
bir kimyager gibi topraktan sadece insanlar için gerekli
olacak mineralleri özümseyip almalarının evrimle hiçbir
şekilde açıklanamayacağını düşünmezler.
  
Darwinistler, hiçbir düşünme yeteneği olmayan bazı
ağaçların savunma taktiği ile sonbaharda kendilerini zararlı
böceklerden korumak için yapraklarında özel kompleks boya
molekülleri (pigment) üreterek göz alıcı renklere büründürmelerinin
kendi kendine olamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
soğuk iklim koşullarında yaşayan ağaçların yapraklarının
üzerlerinin mum benzeri bir madde ile kaplı olmasını ve
bu yüzden yaprakların su kaybetmeden yaşamlarını sürdürebilmelerinin
kör tesadüflerle izah edilemeyeceğini düşünmezler.
   
Darwinistler, kar yükünden zarar
görmemesi için evlerin çatılarını koni biçiminde inşa eden
mühendislerin, aslında Allah’ın yarattığı kozalaklı ağaçların
şekillerinden ilham aldıklarını ve doğada mühendislere ilham
veren daha pek çok akılcı yapının bulunduğunu, bunların
hiçbir şekilde tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
bitkilerin, yaşamaları ve nesillerini devam ettirebilmeleri
için sahip oldukları biyolojik saatin varlığının evrim teorisi
ile açıklanamayacağını düşünmezler.

  
Darwinistler, Edinburg Üniversitesi Hücre ve Moleküler Biyoloji
Enstitüsü üyesi olan Anthony Trewavas’ın Nature dergisinin
21 Şubat 2002 sayısındaki “Bitkilerdeki Bilinç: Akıldan
Yoksun Beceriler” başlıklı makalesindeki: “Bitki hücreleri
birbiriyle kimi zaman proteinleri ve hormonları; kimi zaman
nükleik asit, karbonhidrat ve şekerleri; kimi zaman da kimyasal
ve elektriksel sinyalleri kullanarak haberleşirler. Bireysel
bitki hücrelerinin çok miktardaki bu bilgiyi nasıl barındırdıkları
anlaşılamamaktadır...” itirafının kendi teorilerini çürüttüğünü
düşünmezler.
   Darwinistler,
Lotus bitkisinin, üzerindeki toz taneciklerini, düşen yağmur
damlalarını hareket ettirerek temizlemelerindeki şuurun
tesadüfle oluşamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
bitkilerin düşmanlarından korunmak için insanları bile aldatacak
mükemmellikte taklit yeteneğine sahip olmalarının evrim
teorisi ile açıklanamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
muhteşem matematiksel bir altın oranı ifade eden ve Fibonacci
serisi olarak bilinen özel dizilimin, bitkilerde sıkça rastlanmasının
evrimle açıklanamayacağını düşünmezler.

   Darwinistler,
11 milyon insanın ölümüne sebep olan Adolf Hitler’in kendi
sapkın teorilerini geliştirirken Darwin'in "yaşam mücadelesi"
fikrinden ilham aldığını ve "Kavgam" adlı kitabının
ismini yaşam mücadelesi fikrinden esinlenerek koyduğunu
düşünmezler. 
   Darwinistler,
Hitler’in 1933 yılında çıkarttığı bir yasa ile 350 bin akıl
hastası, 30 bin çingene ve yüzlerce zenci çocuğu, hadım
etme, x ışınları, enjeksiyon, elektrik verilmesi gibi yöntemlerle
kısırlaştırmasının, Darwinin “İnsanın Türeyişi” isimli kitabında
yazdığı "aşağı ırkların yok olmaları gerektiği ve gelişmiş
insanların onları yaşatmak ve korumak için çalışmalarının
gereksiz olduğu" yönündeki iddialarına dayandırdığını
düşünmezler. (Charles Darwin, The Descent
of Man, 2nd edition, New York, A L. Burt Co., 1874, p. 171)
   Darwinistler,
Hitler'in yaptığı soykırımların, Mussolini'nin acımasız
işgallerinin, Franco'nun yürüttüğü kanlı iç savaşın, Pinochet'nin
işkencelerinin, Miloseviç'in Boşnaklara ve Arnavutlara yönelik
uygulattığı insanlık dışı vahşetlerin ve diğer çağdaş faşistlerin
cinayetlerinin altında hep zalim ve acımasız Darwinist ideolojinin
yattığını düşünmezler.
   Darwinistler,
"Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın,
geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz"1 diyerek
milyonlarca kişiyi gözü kırpmadan öldüren Hitler'in bu fikri
Darwin’in “Avrupalı beyazların kayırılmış ırklar, Asyalı
ya da Afrikalıların ise yaşam mücadelesinde geri kalmış
ırklar”2 olduğu tezinden yola çıkarak öne sürdüğünü düşünmezler.
1 (Carl Cohen, Communism, Fascism and Democracy,
New York: Random House Publishing, 1967, ss.408-409), 2
(Charles Darwin, The Descent of Man, 2. bask?, New York,
A L. Burt Co., 1874, s. 178)
   Darwinisler,
20 milyon insanın ölümüne neden olan Stalin’in Kremlin'deki
çalışma masasına oturup, toplama kamplarında öldürülen ya
da idam edilen insanların sayılarını içeren listeleri incelemekten
büyük keyif almasının altında yatan çarpık felsefenin, Darwinin
öğretileri olduğunu ve Stalin’in “Genç nesillere… üç şeyi
öğretmeliyiz: Dünyanın yaşını, jeolojik orijinini ve Darwin'in
öğretilerini” sözüyle bu felsefesini açıkça ifade ettiğini
düşünmezler. (Kent Hovind, The False Religion
of Evolution, http://www.royalse.com/scroll/evolve/ndxng.html)
    Darwinistler,
sosyal Darwinizm'in, kısa sürede vahşi kapitalizm adı altında
haksız rekabeti en acımasız şekliyle uygulayanların; ırkçıların;
emperyalistlerin; fakirleri ve yardıma muhtaçları koruma
görevini yerine getirmeyen yöneticilerin; kendi halkını
kimyasal bombalarla katleden diktatörlerin; kız çocuklarını
öldüren ailelerin, kendilerini sözde savunma aracı haline
geldiğini düşünmezler.

  
Darwinistler, 19. ve 20. yüzyılda ırkçılığın, sömürgeciliğin,
haksız ve acımasız rekabetin, güçlünün güçsüzü ezmesinin
ve on milyonlarca insanın öldüğü savaşların arka planındaki
kışkırtıcı gücün sosyal Darwinizm olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler
evrim teorisinin temeli olan güçlünün güçsüzü ezme prensibinin
gün gelip de kendi hayatlarını mahvedeceğini, kendi ailelerini
dağıtacağını, katillerin, hırsızların, sapıkların çığ gibi
çoğaldığı bir ortamda kendilerini korku içinde kaçarak yaşamak
zorunda bırakacağını düşünmezler.
  
Darwinistler “Devletin hazinelerinden paraları almak devrimci
komünist güçleri yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya
çıkarmak, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya
uçurarak korku yaymalı ve bu şekilde toplum üzerinde komünist
diktatörlüğünü teşkil etmek, iktidara ulaşmamızın en önemli
unsurlarındandır." diyen Lenin’in ve tüm terör ideologlarının
fikri temellerini Darwinizm'e dayandırdıklarını düşünmezler.
("Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör
Hakkında", Homizuri G.P., Moskova 2005)
   Darwinistler,
Charles Darwin’in yakın arkadaşı olan Prof. Adam Sedgwick’in
Türlerin Kökeni kitabını okuduğunda söylediği "Bu kitap
toplum tarafından genel bir kabul gördüğü takdirde dünyada
daha önce hiç görülmemiş şekilde insan ırklarında bir soykırım
yaşanacaktır" sözünün, günümüzde aynen yaşandığını
ve bu ideolojinin kanlı sonuçlarından birinin milyonlarca
insanın sırf ırkları veya etnik kökenleri nedeniyle soykırıma
uğratılması olduğunu düşünmezler. (A.E. Wilder-Smith,
Man's Origin Man's Destiny, The Word for Today, s.166)
   Darwinistler,
midedeki bir takım hücrelerin besinleri parçalamak için
asit salgılarken, bu hücrelerin yanıbaşında bulunan başka
hücrelerin de yapışkan bir sıvı salgıladığını, mukus adı
verilen bu sıvının midenin yüzeyini örterek mide duvarını
asitlere karşı bir kalkan gibi koruduğunu ve enzimlerin
mideye zarar vermesini engellediğini düşünmezler.
   Darwinistler,
traş bıçağını eritebilecek güçte olan mide asitlerinin mideyi
çok kısa bir süre içinde tahrip edeceğinden, bu maddenin
değil milyonlarca yıl, 2–3 gün hatta daha kısa bir süre
için bile midede beklemesinin imkansız olduğunu, asitin
ve mideyi asitten koruyacak mukusun beraber var olmaları
gerektiğini düşünmezler.
  
Boş midenin içinde "pepsinojen" isimli,
sindirme özelliği olmayan bir enzim bulunur. Ancak mideye
besinlerin gelişiyle birlikte, mide hücreleri HCL (hidroklorik)
asit salgılamaya başlar. Bu sıvı boş midede bulunan pepsinojenin
yapısını aniden değiştirir ve bunu "pepsin" isimli,
çok güçlü bir parçalayıcı enzime dönüştürür. Bu da midedeki
besinleri hemen parçalar. Darwinistler, mide boşken tamamen
zararsız olan bir sıvının, midenin dolmasıyla birlikte çok
güçlü bir parçalayıcıya dönüşmesinin bilinçsiz tesadüflerle
ortaya çıkamayacağını düşünmezler. 
   Darwinistler,
midenin en dış yüzeyinin kaplı olduğu periton isimli zarın
salgıladığı kaygan sıvının, mide ve bağırsaklara “dıştan
yağlama” olarak nitelendirilecek bir işlem yaparak bu organların
kayganlaşmasını ve böylece çalışırken birbirlerine sürtünerek
zarar görmelerini önlediğini düşünmezler.
   Darwinistler, incebağırsağın küçük bir bölgesinde, bütün yaşamları boyunca yalnızca B-12 vitaminini yakalamakla görevlendirilmiş özel bir hücre grubunun trilyonlarca molekül içinden B-12 vitaminini ayırt edip, yakalayarak bunların kan dolaşımına geçmesini sağladıklarını, böylece kan yapımı için kemik iliğine ulaşmalarına vesile olduklarını, gözleri, elleri veya bir beyni olmayan bağırsak hücrelerinin B-12 vitamininin insan vücudu için taşıdığı önemi nasıl bilip, bunu trilyonlarca molekül arasından seçip ayırabildiklerini düşünmezler.
   Darwinistler,
karaciğerin, midenin yağları parçalamadığını bilip, safra
sıvısı isimli bir salgı üreterek, yağlı besinler ince bağırsağa
ulaştıkları anda, en doğru zamanda, en doğru yere bu özel
sıvıyı nasıl salgıladığını düşünmezler.

|