Darwinistler, filizlenen bitkinin köklerinde yerçekimi sinyallerini algılayan hücrelerin, yukarıya doğru yükselen kısmında ise ışığa duyarlı hücrelerin bulunduğunu, yerçekimi ve ışığın, köklerin ve filizin büyüme yönünü belirlediklerini, farklı yöne doğru bir eğilme meydana geldiğinde büyümeyi tekrar dikey yöne doğru düzelttiklerini düşünmezler.

Darwinistler, bir tohumdan çıkan filizlerin, önlerine çıkan her engelin etrafından dolaşabilecek kadar uzadıklarını veya büyüdükleri yerde baskı meydana getirerek eninde sonunda mutlaka gün ışığına çıkmayı başardıklarını düşünmezler.

Darwinistler, işçi arıların yeni doğmuş larvaları son derece dikkatli ve özenli bir şekilde beslediklerini, öyle ki, tek bir larvanın büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar tarafından ziyaret edildiğini ve bunu tesadüflerin hiçbir canlıya yaptırmayı asla başaramayacağını düşünmezler.

Darwinistler, her larvanın farklı dönemlerinde farklı şekilde beslendiklerini ve işçi arıların bu konuda hiçbir hataya düşmeden tüm larvalara büyüklüklerine göre besin verdiklerini düşünmezler.

Darwinistler, larvaların 7. günlerinde yemek yemeyi kestiklerini, bakıcı arıların larvaların bulundukları hücrelerin ağızlarını mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapattıklarını ve larvaların da kendi ürettikleri bir madde ile bulundukları odaların etrafında koza örerek kendilerini buraya hapsedip pupa evresine geçtiklerini ve tüm bunların larvaların gelişiminin tam olarak 7. gününde olması gerektiğini, larvalarıın da bakıcı arıların da istisnasız olarak bildiğini düşünmezler.

Darwinistler, arı larvalarının ördükleri kozanın içinde bulunan "fibroin" isimli proteinin kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon giderici olduğunu ve kozanın bu özelliği sayesinde larvaların mikroplardan korunduklarını düşünmezler.

Darwinistler, gözü, kanadı, beyni olmayan, henüz dış dünyayı hiç görmemiş, nasıl şartlarda bir yaşam süreceğinin farkında olmayan bir larvanın, kendi kendine karar verip, bakterileri engelleyen, özel formüle sahip bir maddeyi nasıl oluşturabileceğini düşünmezler.

Darwinistler, pupa evresindeyken kozanın içindeki arının kullanacağı özel yapılı kanatların, yapacağı işlere uygun yapıdaki gözlerinin, düşmanları için kullanacağı iğnesinin, salgı bezlerinin, balmumu üretmesini sağlayacak mekanizmasının ve üreme sisteminin, polen toplamaya yarayan tüylerinin, kısacası bütün vücut sistemlerinin eksiksiz olarak geliştiğini ve tüm bu özelliklerin geliştiği üç haftanın sonunda arının kozadan çıkmaya hazır olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, dünyanın her yerinde, aynı arıların, birbirlerinden habersiz olmalarına rağmen, daima aynı şekilde petek yaptıklarını, aynı şekilde bal topladıklarını, aynı haberleşme ve yuva sistemine sahip olduklarını, hep aynı işbölümüne sahip olduklarını ve bunun asla tesadüflerle oluşamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, arı kuşlarının 10 gramdan daha az bir yakıtla Meksika Körfezi'ni ( 1500 km) nasıl geçebildiklerini düşünmezler.

Darwinistler, termit kulelerinde bulunan iklimlendirme ve havalandırma sistemlerinin, donanım ve enerji sarfiyatı bakımından mükemmel olduğunu, canlıların bu üstün mimarlık özelliğini hiçbir şekilde tesadüfen kazanamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, kutup balıkları ve kurbağaların uygun olmayan iklim şartlarından dolayı kendilerini dondurduktan sonra yeniden hayata dönmelerini ve organlarının bu dönem boyunca donmanın etkisiyle hasara uğramamasını hiçbir şekilde açıklayamadıklarını düşünmezler.

Darwinistler, arıların, kaplumbağaların ve kuşların haritaları olmadan uzun mesafeli yolculuklar yapabilme özelliklerini, bu özellikleri hayvanlara ilham edenin ise yüce Allah olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, yaprakların fotosentez işlemi ile, yılda 300 milyar ton şeker üretimi yaparak dünyanın en büyük kimyasal işlemini gerçekleştirdiklerini ve böyle bir işlemin laboratuvar ortamında bilinçli koşullar altında bile gerçekleştirilemediğini düşünmezler.

Darwinistler, Ornia ochrea adlı sinek türünün, kulaklarının arasında yarım milimetrelik bir mesafe olmasına rağmen sesin kaynağını tüm canlılardan dahi iyi tespit edebiliyor olmasını, böyle olağanüstü bir yeteneği, bilinçsiz tesadüflerin gerçekleştiremeyeceğini ve yine aynı küçük sineğin tüm özellikleri ile onu yaratan sonsuz ilim ve kudret sahibi Yaratıcımız'ın üstün yaratma sanatını sergilediğini düşünmezler.

Darwinistler, ışığı besine çeviren fotosentez sistemleriyle, hiç durmadan enerji ve oksijen üreten, doğayı temizleyen, ekolojik dengeyi sağlayan mekanizmalara sahip olan yaprakların, şuursuz tesadüflerle oluşamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, güneş enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek bütün canlılar için temel besin kaynağı olan karbonhidratları üreten bitkilerin, bu işlemi saniyenin milyarda biri kadar kısa bir sürede yapmayı nasıl başardıklarını düşünmezler.

Darwinistler, merkezi sinir sistemi ve bunu kontrol eden bir beyinleri olmayan bitkilerin, toprağın içinden belirli oranlarda mineralleri ve suyu alarak, havayı ve Güneş'i kullanarak insanlar için besin üretmelerindeki mükemmelliği düşünmezler.

Darwinistler, herhangi bir akla sahip olmayan akçaağaçların ürettikleri, -insanların ürettikleri böcek ilaçlarından çok daha etkili olan- tanen maddesiyle, zararlı böceklere karşı bir koruma sağlamalarının rastlantılarla açıklanamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, bitkinin bütün sistemlerinde mevcut olan indirgenemez komplekslik özelliğinin evrim teorisi ile açıklanamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, bazı bitkilerin üremeleri için gerekli olan polenlerin, rüzgarla taşınma esnasında, yüzlerce kilometre uzaklıktaki kendi türlerine ait bitkilere nasıl ulaşabildiklerini düşünmezler.

Darwinistler, suyla temas eder etmez çimlenmeye başlayan tohumlar içinde bir istisna olan Hindistan cevizi palmiyesi tohumlarının, dayanıklı kabukları sayesinde suda yaptıkları 80 günlük uzun yolculuğa rağmen çimlenmemelerinde ve bu şekilde nesillerini devam ettirebilmelerinde bir olağanüstülük olduğunu düşünmezler.

Darwinistler, ağaçların, hiçbir pompa veya hidrofor sistemi olmadan ihtiyaçları olan suyu metrelerce uzunluktaki en uç dallarda bulunan yapraklara kadar ulaştırabilmesinin tesadüflerle açıklanamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, ağaçların sadece sonbaharda yapraklarını dökmek için hücrelerinde gerçekleştirdikleri karmaşık biyokimyasal olayları hangi irade, akıl ve bilinçle yaptıklarını düşünmezler.

Darwinistler, çınar ağaçlarının bünyelerinde barındırdıkları zehiri, kendilerine zarar vermeden, bulundukları topraktaki yabani otlardan korunmak için toprağa aktarmalarındaki üstün ve akılcı sistemin tesadüfen asla oluşamayacağını düşünmezler.

Darwinistler, bitkilerin, düşmanlarına karşı kendilerini koruyabilecek pek çok savunma mekanizması ile birlikte yaratılmış olduklarını düşünmezler.

Darwinistler, bir yaprağın, hasar gördüğü yerden jasmonik asit salgılayarak diğer yaprakların saldırıdan haberdar olmalarını ve savunmaya geçmelerini sağlamasını, evrim teorisiyle açıklayamayacaklarını düşünmezler.

Darwinistler, bitkilerin ve bitki yapraklarının üstün bir serinleme mekanizmasına sahip olduklarını ve bu sistemi kör tesadüflerle izah edemeyeceklerini düşünmezler.

Darwinistler, yaprakların, üst yüzeylerindeki kütiküla adı verilen bir tür su geçirmez, koruyucu cila sayesinde su kaybını minimuma indirebilmelerini evrimle bir türlü izah edemeyeceklerini düşünmezler.

Darwinistler, çöl bitkilerinin suyu buharlaştırmaktan çok suyu muhafaza edecek, çöl ortamına uygun özelliklere sahip olmalarının, tesadüflerle açıklanmasının mümkün olmayacağını düşünmezler.