  
Darwinistler, vücudumuzda bulunan yaklaşık iki yüz çeşit
hücrenin içindeki tüm proteinlerin yapısında ve şeklinde
hiçbir hatanın olmadığını ve her bir proteinin kendi yapacağı
görevi eksiksiz şekilde bildiğini, bunun hiçbir şekilde
tesadüfen olamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
vücutta herhangi bir protein ihtiyacı olduğunda yine protein
olan bazı habercilerin, adeta bilinçli bir şekilde nereye
başvurmaları gerektiğini bildiklerini, tüm vücutta ilgili
yeri bulabildiklerini, ihtiyaç mesajını doğru yere doğru
Wşekilde iletebildiklerini düşünmezler.
  
Darwinistler, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri
insan vücudu içinde, birbirlerini hiçbir şekilde görmeyen,
birbirlerinin nerede olduklarını bilmeyen hücrelerin, birbirleriyle,
olağanüstü yapıdaki hormonlar tarafından nasıl iletişim
kurabildiklerini düşünmezler.

  
Darwinistler, hücre içinde üretilen tüm
proteinlerin, kullanılacağı zamana kadar depolanacakları
yerlere özel yöntemlerle taşındıklarını; hücre dışına gönderilecek
proteinlerin, enerji üretmekten sorumlu organel olan mitokondride
kullanılacak proteinlerin veya çekirdekte kullanılacak proteinlerin
hep farklı mekanizmalar kullanılarak görev yerlerine gönderildiklerini
düşünmezler.
   Darwinistler,
RNA polimeraz enziminin, hücre içindeki işlerin aksamaması,
ihtiyacın doğru karşılanması, kısacası hücre yaşamının devam
edebilmesi için doğru proteinin üretilmesini sağlamak amacıyla
DNA'dan doğru bilgiyi seçerek alabilme bilincine sahip olduğunu,
şuursuz, rastgele olayların ise bilinç meydana getirmesinin
elbette imkansız olduğunu düşünmezler.
  
Darwinistler, söz konusu RNA polimeraz enziminin seçimi,
DNA gibi olağanüstü bir molekülün sahip olduğu 3 milyar
harf arasından yaptığını ve uygun protein için yaptığı bu
harf seçiminde hiçbir zaman hataya düşmediğini düşünmezler.

  
Darwinistler, protein üretiminin yapılabilmesi için DNA molekülünün merdiven şeklindeki kollarının açılması gerektiğini, RNA polimeraz enziminin gerçekleştirdiği bir ayrılma sırasında özel bir enzimin de açılmış olan sarmalın iki ucunu tutarak sürtünmeye engel olduğunu, başka özel enzimlerin sarmalların birbirlerine dolaşmasını engellediğini ve daha pek çok enzimin devreye girdiği bu kopyalama işleminin her safhasında bilinç hakim olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler,
DNA'nın kopyalanması için enzimlere ihtiyaç olduğunu, enzimlerin
yaşam bulması için de DNA'ya ihtiyaç olduğunu, dolayısıyla
bu ikisinin aynı anda aynı yerde bulunması gerektiğini,
Darwinizm'in tesadüflerle aşamalı evrim iddiasına göre ise
bunun mümkün olamayacağını düşünmezler.
  
Darwinistler, insan vücudunda
ilgili enzimin, ilgili yerde bulunması gerektiğini, nereden
bildiğini düşünmezler.
   Darwinistler,
örümcek ağında bulunan fibroin proteinlerinin bükülme özelliğine
sahip olduklarını, bu özelliğin, ağlara takılan avların
kaçmasını engellediğini ve ağın dayanıklılığını artırdığını,
bu özel yapının asla tesadüflerle oluşamayacağını düşünmezler.

  
Darwinistler, yeni üretilmiş birçok proteinin, hücre içinde
birçok moleküler makine ile hareket ettiklerini, bu makinelerin
bazılarının proteini tuttuğunu ve ulaşması gereken yere
kadar götürdüğünü ve ulaşması gereken yeri asla karıştırmadığını
düşünmezler.
   Darwinistler,
insülin proteininin vücuttaki şeker fazlasını depolama emrini
verdiğini ve böylelikle gerektiği anda kanda ve depoda şeker
bulunduğunu, aksi takdirde hücrenin şeker ihtiyacı karşılanamadığında
ölümün kaçınılmaz olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler,
adrenalin hormonunun, ancak olması gereken yapıya sahip
olduğunda kas, kalp ve kan hücreleri tarafından tanınabileceğini,
bu hücrelerdeki faaliyetleri uyarabileceğini ve böylelikle
de vücudun fiziki baskılara karşı korunabileceğini düşünmezler.

   Darwinistler,
hücre içinde, 80'in üzerinde ribozom, 20'nin üzerinde amino
asit habercisi olan moleküller, bir düzinenin üzerinde yardımcı
enzim, 100'ün üzerinde son işlemleri gerçekleştiren enzimler,
40'ın üzerinde RNA molekülü olmak üzere yaklaşık 300 makromolekülün
protein sentezinde bir koordinasyon içinde çalıştıklarını
düşünmezler.
   Darwinistler,
bir tohumun, oluşturacağı ağacın şeklini, biçimini, rengini,
meyve verecekse meyvesini, açacak olan çiçeğini, bu çiçeğin
kokusunu ve bu ağacın sahip olduğu diğer tüm detayların
bilgisini bilmekte olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler,
tek bir tane tohumun, bir süre sonra kendi kendine 4-5 metre
uzunluğunda yüzlerce kilo ağırlığında dev bir ağaç haline
gelişini ve bunun aşamalı evrim senaryolarının hiçbiri ile
açıklanamadığını düşünmezler.
   Darwinistler,
tohumun bir bitkiyi veya dev ağaçları ortaya çıkarabilmek
için yalnızca kendi içinde hazır bulunan besini, toprak,
su ve güneş ışığını kullandığını ve bunun sonucunda cilalanmış
kabukları, eşsiz kokuları, mükemmel tatları ile birbirinden
güzel meyvelerin nasıl ortaya çıktığını düşünmezler.
   Darwinistler,
kozalaklı ağaç yapraklarının, kışın ortaya çıkan soğuğa
karşı özel bir tedbir mekanizmasına sahip olduklarını, üzerlerindeki
mumlu yüzeyin suyun buharlaşmasını engellediğini ve yaprağa
dayanıklılık kazandırdığını düşünmezler.

   Darwinistler,
gülün kırmızı renginin, yapraklarındaki kıvrımlarının, sahip
olacağı yaprak sayısının, yapraklarının yumuşaklığının,
kadifemsi yapısının, sahip olacağı kokunun, bir meyvenin
üzerindeki cilalı kabuğunun, içindeki çekirdeklerin sırasının,
sapının dayanıklılığının, kısacası bitkilerle ilgili her
detayın embriyoya yerleştirilmiş olduğunu, hiçbir tesadüfün
bu kadar detaylı bilgileri, küçük embriyonun içine toplama
gücünün olamayacağını düşünmezler.

   Darwinistler,
üzüm kabuklarını fındık kabuklarından farklı kılanın, her
ikisinin farklı kokuda, farklı renkte, farklı vitaminlerle
donatılmış olmasının ve tüm dünyada fındık ağacından yine
aynı fındığın, üzüm asmasından da yine aynı üzümün çıkmasını
sağlayanın, tohumun içine özel olarak yerleştirilmiş bu
özel bilgi olduğunu düşünmezler.

   Darwinistler,
bir tohumun embriyosunun gelişene kadar özenle korunması
gerektiğini, bunun için farklı türlere göre değişiklik gösteren
tohum kılıflarının bulunduğunu ve bitkinin bulunduğu çevre
şartlarına göre bu kılıfın dayanıklılığının özel olarak
ayarlanmış olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler,
tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri bir tohumun, çevresindeki
düşmanları uzaklaştıracak özel bir sistem ile donatıldığını,
kimilerinin acı bir madde ile kaplı olduğunu ve bunu kendi
içindeki bilgilerle ürettiğini düşünmezler.
  
Darwinistler, bazı bitki türlerinin tohumlarının dış zarlarında
jölemsi bir maddenin bulunduğunu, kompleks şekerlerden oluşan
bu maddenin su ile karıştığında kolayca şiştiğini ve bu
sayede tohumun kolayca nemli maddelerin üzerine yapışabileceğini,
bunun da filizlenme sırasında çok etkili olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler,
bazı bitki türlerinin tohumlarının dış zarlarındaki bu jölemsi
maddenin, o bitki tohumunda bilinçli olarak üretilmiş olduğunu
da düşünmezler.
   Darwinistler,
fasulye tanesinin, yani tohumunun anne bitkiye olan bağlantı
noktasındaki 'micropyle" adı verilen, bebeklerdeki
göbek bağına benzetilebilecek bu özel geçiş yerinden yumurtacığın
içerisindeki dişi üreme hücresini döllemeye yarayan tüplerin
bulunduğunu, aynı zamanda zamanı geldiğinde suyun bu delikten
geçerek tohumun filizlenmesini sağladığını düşünmezler.
   Darwinistler,
Zanonia bitkisinin havada uçan tohumlarının ağırlık merkezinin
son derece eşit ölçülerde dengelendiğini, bu özel dengeye
göre tohumların uzak noktalara da fırlatılabildiğini ve
bu özel tasarımın hiçbir şekilde tesadüflerle meydana gelemeyeceğini
düşünmezler.
   Darwinistler,
tere benzeri bitkilerin tohumlarının hidrofob (su geçirmeyen)
bir cila ile kaplı olduğunu, bu cilanın onların suyun yüzey
gerilimini kullanmalarını ve dolayısıyla batmamalarını sağladığını
ve söz konusu tohumların ancak böyle bir sistem sayesinde
ırmakları yüzerek geçebileceğini düşünmezler.
   Darwinistler,
bazı bitkilerin kurak mevsimlerde hayatta kalmak için uyku
haline geçmeleri gerektiğini bildiklerini ve bunun için
de sahip oldukları suyu, dokularından genetik bir kontrol
altında kaybettiklerini, sahip oldukları absisik asit adlı
bir hormon vesilesiyle tohum içindeki hormonların uyku durumunda
yavaşladığını, solunumun azaldığını, beslenmenin ve büyümenin
olmadığını, bunun üstün bir bilinçle gerçekleşmekte olduğunu
düşünmezler.

   Darwinistler,
hava şartları kötüye gittiğinde, toprak altındaki bir tohumun
bundan nasıl haberdar olduğunu ve filizlenmeyi geciktirmek
için nasıl önlem almaya karar verdiğini düşünmezler.
   Darwinistler,
Arktik tundralarındaki Lupin bitkisinin, hava tahmini yaparak
eğer şartlar olumsuzsa çimlenmediğini ve toprak altında
bir nevi uykuya geçerek havaların düzelmesini beklediğini,
uygun ortam gelene kadar gerekirse yüzlerce yıl bekleyerek
kaldıkları yerden gelişmeye devam ettiklerini düşünmezler.

|