  
Darwinistler, anne karnında, bilinçsiz embriyo hücrelerinin dağınık bir haldeyken nasıl bir araya gelmeye karar vererek, yan yana sımsıkı bir duvar gibi birleştiklerini ve hiçbir şekilde kanın sızmadığı çok sağlam bir boru sistemi olan damarları oluşturduklarını düşünmezler.
   Darwinistler
kalbin günde 9 bin litre kanı 100 bin kilometreye yakın
uzunluktaki damar şebekesini kat edecek şekilde pompalama
yaptığını ve bunun hiçbir şekilde rastgele oluşamayacağını
düşünmezler.
  
Darwinistler, eğer atardamarlarda özel bir kas
sistemi olmasaydı, yüksek basınçla akan kan sebebiyle damarlara
ve kalbe yük bineceğini ve bunun da insan hayatı için büyük
bir tehlike oluşturacağını, kanın akışına olanak verecek
böyle özel bir sistemin asla tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.
  
Darwinistler, bilinçsiz aşamalarla oluştuğunu öne sürdükleri
gözün neden her insanda iki tane oluştuğunu ve bu iki gözden
gelen görüntünün nasıl çakışmadığını ve bir hücrenin nasıl
renkli ve üç boyutlu görme kararı aldığını düşünmezler.
| BENZERİ
ÜRETİLEMEYEN MUCİZEVİ SIVI: KAN
Kanda gerçekleşen
olayları inceleyen bilimadamları karşılaştıkları kusursuz
düzeni taklit edebilmek için çalışmalarını sürdürmektedirler.
Ancak bugüne kadar somut bir gelişme kaydedilememiştir.
Hatta araştırmacılar bu olağanüstü sıvıyı taklit etmeye
çalışmaktan vazgeçmişler, kan ile ilgili araştırmaların
yönünü değiştirmişlerdir. Oksijen taşıyabilen yedek
bir sıvıyı üretmek için çalışmalar yürütmektedirler.
Ancak bilim adamları kan ile ilgili
çalışma yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar.
Kanı damardan çektikleri anda kan pıhtılaşmaktadır.
Kan hücrelerinin mikroskop altında ve bedende aynı
şekilde hareket edip etmedikleri bilinmemektedir.
Ayrıca kan ne plastik hortumda ne de cam şişede tam
anlamıyla canlı kalmadığı için içindeki hücreler ayrı
ayrı alınıp incelenmektedir. Bütün bunlar gözönünde
bulundurulduğunda bilim, canlı 'kan'ı değil laboratuvardaki
kanı analiz ederek tanımaktadır. (R. von Bredow, Geo,
Kasım 1997)
Laboratuvarlarda benzeri üretilemeyen
bu olağanüstü madde insan ilk ortaya çıktığından beri
vücutta üretilmektedir. Bugün sahip olduğumuz yüksek
teknoloji ile taklidi dahi yapılamayan bir maddenin
zaman içinde kendi kendine tesadüflerin etkisiyle
oluştuğunu iddia etmek akılcılıktan tamamen uzaklaşmak
demektir. Pek çok canlı türüne hayat veren bu madde
Allah'ın yaratışının açık delillerinden bir tanesidir.
|
   Darwinistler,
insan vücudunda herhangi bir kanama meydana geldiğinde,
pek çok sinirin adeta şuurlu bir şekilde beyne kan iletmek
için harekete geçtiğini, damarların çaplarını buna göre
ayarladıklarını ve beyne kan gidebilmesi için bazı organlara
giden damarların geçici olarak devreden çıkarıldığını, dolayısıyla
böyle bir sistemin asla tesadüflerle oluşamayacağını düşünmezler.
  
Darwinistler, sindirim sisteminin özümsediği besinlerin
vücut hücrelerine kan yoluyla taşındığını, bu durumda dolaşım
ve sindirim sisteminin aynı anda var olması gerektiğini,
dolayısıyla aşamalı evrim diye bir şeyin söz konusu olamayacağını
düşünmezler.
  
Darwinistler, hormonal bezlerin ürettiği mesajların
ilgili organlara kan yolu ile taşındığından, dolaşım ve
hormonal sistemlerinin aynı anda var olması gerektiğini,
dolayısıyla bu sistemlerin hiçbir şekilde aşamalı evrim
ile oluşmasının mümkün olmadığını düşünmezler.
   Darwinistler,
kandaki karbondioksitin solunum sistemi tarafından temizlendiğini,
bu durumda dolaşım ve solunum sistemlerinin de aynı zamanda
var olması gerektiğini, sonuç olarak bu sistemlerin de tesadüfi
aşamalı evrim ile oluşamayacaklarını düşünmezler.
  
Darwinistler, kanın böbrekte
sürekli olarak temizlendiğini, bu nedenle dolaşım ve boşaltım
sistemlerinin de aynı anda olması gerektiğini, sonuçta her
iki sistemin de aşamalı evrim ile oluşamayacağını, evrimin
yalnızca bu delilden bile çöküntüye uğramış olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler
dolaşım sisteminin; hormonal sistem, boşaltım sistemi, solunum
sistemi, sindirim sistemi üyelerini, kas sistemini oluşturan
kasları, iskelet sistemini oluşturan kemikleri beslediğini,
dolayısıyla kan, kalp, damarlar ve diğer tüm organların
birbirine bağımlı sistemler olduğunu, kesin olarak aşamalarla
oluşamayacaklarını, bunun da evrim teorisinin geçersizliğinin
en büyük delillerinden biri olduğunu düşünmezler.

  
Darwinistler, sindirim sisteminin çalışması için ağız, yemek
borusu, mide, incebağırsak ve kalınbağırsaktan oluşan 8–10
m.lik bir kanala ihtiyaç olduğunu, bu uzunluktaki bir kanal
sisteminin, kendisinin yaklaşık beşte biri uzunluğundaki
bir bedenin içine sığdırılması gerektiğini, bunun da özel
bir tasarımla mümkün olabileceğini düşünmezler.
   Darwinistler,
dişlerin sindirim sistemi için çok özel bir yapıya sahip
olduğunu, bilinen en sert organik madde olan diş minesi
ile kaplandığını, aynı zamanda kimyasal maddelere karşı
da çok dayanıklı olduğunu ve tüm bunların asla tesadüflerle
oluşamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri tükürükte bulunan pityalin
enziminin adeta bir kimya laboratuvarı gibi çalışarak yediğimiz
besinlerdeki nişastayı ayrıştırıp şekere dönüştürdüğünü,
bunu şuur sahibi bilim adamlarının yapay olarak bile oluşturamadıklarını
düşünmezler.
 |
Kuru
ağızla yediğiniz yiyeceklerin tadını alamazsınız.
Çünkü besinlerin tadını almanızı sağlayan tükürük
salgısıdır. Yanda tükürük salgılayan bazı bezler
ve çiğnemede etkili olan kaslar görülmektedir.
Varlığını çoğu zaman fark etmediğimiz tükürük
salgısı Allah tarafından bir nimet olarak yaratılmaktadır. |
|
   Darwinistler,
dilin üst yüzeyinde ve yanlarında dört farklı tada; acıya,
tatlıya, tuzluya ve ekşiye duyarlı 10.000’e yakın tat noktası
olduğunu ve bu noktaların her besin için özel olarak meydana
getirildiğini, böyle bir sistemin hiçbir şekilde rastgele
oluşamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
nefes borusunun üzerinde yer alan, küçük bir dokudan oluşan
kapağın yutkunurken otomatik olarak nefes borusunu kapattığını,
bu sayede yemek yerken nefes borusuna su veya yiyecek kaçmasının
engellenmiş olduğunu ve yutkunma işleminden sonra kapakçığın
nefes borusundan hava geçmesini sağlamak için tekrar açıldığını,
böyle bir mekanizmanın tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu
düşünmezler.
   Darwinistler,
basit bir salgı zannedilen tükürük salgısının gerçekte çok
hassas oranlara sahip çeşitli kimyasal maddeler içerdiğini,
tad veren moleküllerin tükürük içinde çözülerek dilin üzerindeki
tad algılayıcı sinir uçlarıyla birleştiğini, ancak bu şekilde
yediğimiz yiyeceklerin tadını alabildiğimizi ve moleküler
düzeyde son derece hassas olan bu olağanüstü sistemin kesin
olarak tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.
   Darwinistler,
polenlerin bitkinin üreme hücrelerini içerdiğini, bu hücrelerin
ise dış etkilerden zarar görmeden canlılığını koruyabilmesi
için mükemmel bir ambalaj sistemine sahip olduklarını düşünmezler.
   Darwinistler,
polenlerin dış kısımlarının organik alemde bilinen en dayanıklı
madde olan “ekzin” ile kaplı olduğunu, bu sayede yüksek
basınç ve sıcaklıktan korunan polenlerin hangi metotla taşınırlarsa
taşınsın, ana gövdeden kilometrelerce uzaklıkta dahi canlılıklarını
sürdürebildiklerini düşünmezler.
   Darwinistler,
yeryüzünde 500.000’den fazla bitki çeşidi bulunduğunu, bu
bitki türlerinin her birinin kendi içinde özel tasarımlara
ve türlerine özgü sistemlere sahip olduklarını düşünmezler.
   Darwinistler, bitkilerin fotosentez için ihtiyaç duydukları maddeleri topraktan alabilmek amacıyla kök sistemine ihtiyaç duyduklarını, bu mekanizmayı ise bitkilerin tasarlamış olmasının mümkün olamayacağını düşünmezler.

   Darwinistler, bitkilerin her türünün kendine has koku, tat, renk gibi özellikleri içerdiğini, tek bir bitki hücresinin dahi zaman içerisinde tesadüfler ile meydana gelemeyecek kadar kompleks bir sistemi olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler, nasıl havada bu kadar çok polen dolaşırken, bir bitki çeşidinin polenlerinin başka bir bitki türü tarafından tutulmadan sadece kendi türünden bitkilere ulaştırılmakta olduğunu düşünmezler.
  
Darwinistler, böceklerin bitkiler için birer polen taşıyıcısı
olduklarını, Allah’ın böcekler ve çiçekleri tam bir uyum
içinde yarattığını düşünmezler.
   Darwinistler,
bilim adamlarının laboratuvar ortamında tam manasıyla gerçekleştiremedikleri
“Fotosentez” işleminin, bilince sahip olmayan bitkiler tarafından
düzenli olarak gerçekleştirildiğini düşünmezler.
   Darwinistler,
çöl bitkilerinin, kuraklık durumunda, tohum halinde uykuda
kalarak kendilerini susuzluktan koruduklarını, yağmurdan
sonra çok çabuk bir şekilde tohumlarını açıp yeşerdiklerini,
şuuru olmayan bitkilerin bu planı nasıl yaptıklarını düşünmezler.
| 
Penguenler avlanmaya giderlerken,
yavrularını birarada bırakırlar. Böylece yavrular
birbirlerine sokularak soğuktan korunurlar. Peki penguenler
döndüklerinde yavrularını nasıl tanırlar? Allah, penguenleri
birbirlerini seslerinden tanıyabilme yeteneği ile
yaratmıştır. Bu sayede birbirinin tıpatıp aynısı olan
penguenler, yavrularını ve eşlerini kolaylıkla tanıyabilirler.
|
   Darwinistler,
bir hayvanın yalnızca kendi çıkarını savunduğunu iddia ederken
bir penguenin yavrusunun yumurtasını korumak için dört ay
boyunca açlığa ve soğuğa karşı savaşmasını hiç bir şekilde
açıklayamaz ve canlılara böylesine bir fedakarlığı ilham
edenin Allah olduğunu düşünmezler.
   Darwinistler,
Tayland ormanlarında yeni doğmuş yavru leylekler için en
büyük tehlike olan kavurucu sıcaklara karşı anne ve baba
leyleklerin kanatlarını açarak kızgın güneşe kendilerini
siper etmelerini, leyleklerin yavrularına gösterdikleri
özen, bağlılık ve fedakarlığın tesadüflerle açıklanamayacağını
düşünmezler.
   Darwinistler, kamuflajın ne işe yaradığını bilecek bir akla sahip olmayan kutup kuşlarının, mevsimlere göre, bulundukları çevrenin değişimlerine uygun olarak tüylerinin rengini ayarlamalarının rastlantılarla izah edilemeyeceğini düşünmezler.
   Darwinisler;
yirmi üç kuş cinsinden şarkı öğrenme yeteneğine sahip olan
üçünün (papağan, ötücü kuşlar ve sinek kuşu) evrimcilerin
hayali akrabalık ilişkilerine göre birbirlerinden çok uzaklarda
bulunmalarının evrimci senaryoları çürüttüğünü, tesadüflerin
böylesine kompleks yetenekleri, değil üç farklı kuş türüne,
tek bir türe bile kazandırmış olduğunu düşünmenin tamamen
akıl dışı olacağını düşünmezler.
   Darwinistler, doğanın sadece çatışma ve mücadeleden ibaret olduğunu, canlıların vahşi ve bencil bir yaşam sürdürdüklerini iddia ederken, hayvanların yavrularını düşmanlardan korumak için yaralanmış taklidi yapmalarını, kendi yaşamlarını gözden çıkarmaktan çekinmemelerini, şevkat ve merhamet duygusuna sahip olmalarını izah edemeyeceklerini düşünmezler.

|