Darwinistler, cansız, şuursuz atom yığınlarının,
dünyayı, gezenleri, güneş sistemini, çiçekleri, meyveleri,
ağaçları ve bunlar ile tam bir uyum içinde yaşayan insanı,
tesadüflerle oluşturamayacaklarını düşünmezler.
Darwinistler,
"Bu muazzam ve harikulade evreni, çok geriye ve çok
ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dahil olmak
üzere, kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok
güç, hatta imkansızdır." (Robert B. Downs, Dünyayı
Değiştiren Kitaplar, Tur Yayınları, Istanbul 1980, s. 289)
sözünün evrim teorisinin kurucusu Charles Darwine ait olduğunu
düşünmezler.
Darwinistler, evrende var olan irili, ufaklı çok
sayıda gezegeninoü uzaydaki hareketlerinin kritik konumda
önem taşıdığını, uzaydaki konumlarının ve hareketlerinin gelişigüzel
olmadığını, evrendeki bu dengelerin Allah tarafından kusursuz
yaratıldığını düşünmezler.
Darwinistler, gözle görülmeyen bakterilerin yüzeylerinde elektrik
sinyalleri yayan ve algılayan mekanizmaların var olduğunu,
bu mekanizmalar sayesinde birbirlerine bilgi aktardıklarını,
ciddi bir akıl ve zeka gerektiren bu davranışlarının tesadüfen
oluşmasının imkansız olduğunu düşünmezler.
Darwinistler,
insan bedeninin tek bir adım atmak için bile ayak ve sırtta
bulunan 54 kasın aynı anda çalışmasını gerektiren mükemmel
bir sisteme sahip olduğunu düşünmezler.
Darwinistler, soluduğumuz havada çok sayıda zararlı madde
ve mikrop bulunduğunu, nefes borusundaki tüycükler sayesinde
bunların birçoğundan korunduğumuzu düşünmezler.
Darwinistler, gece gözleri kapalı uyurlarken, nasıl 1300-1400 gramlık bir sinir yumağı olan beynin içindeki kapkaranlık mekanda güneş ışınlarıyla parıldan bir gökyüzü gördüklerini, yağmurdan ıslanıp üşüdüklerini, bir gülün mis gibi kokusunu içlerine çekebildiklerini, lezzetine doyamadıkları yemekler yediklerini düşünmezler.
Darwinistler
çift yönlü hava akışına sahip olan sürüngen akciğerinin, tek
yönlü hava akışına sahip olan kuş akciğerine evrimleşmesinin
imkansız olduğunu, çünkü bu iki akciğer yapısının arasında
kalacak bir "geçiş" modelinin mümkün olmadığını,
bunun canlının ölümüne sebep olacağını, akciğeri tam çalışmayan,
yani nefes alamayan bir canlının birkaç dakikadan fazla yaşayamayacağını
düşünmezler.
Darwinistler, sürüngen çenesinin ve sürüngen kulağının
aşamalı olarak memeli çenesine ve kulağına dönüştüğünü iddia
ederken bunun nasıl gerçekleştiği sorusunun kesinlikle cevapsız
olduğunu, özellikle tek kemikten oluşan bir kulağın üç kemikli
hale dönüşmesinin mümkün olmadığını ve işitme duyusunun bu
sırada devam etmesinin imkansız olduğunu düşünmezler.
Darwinistler yüzyılı aşkın bir süredir "evrim delili" olarak
gördükleri varyasyonların, gerçekte "türlerin evrimi"yle hiçbir
ilgisi olmadığını, örneğin ineklerin milyonlarca yıl boyunca
farklı eşleşmelerle çiftleştirilip farklı inek cinsleri elde
edilebileceğini ama ineklerin hiçbir zaman başka bir canlı
türüne, örneğin zürafalara ya da fillere dönüşmeyeceğini düşünmezler.
Darwinistler canlıların benzer görünümlü, yani homolog organlarının
hiçbir şekilde evrime delil teşkil etmediğini, homolog organların
ortak ataya işaret ettiğine dair iddianın Darwin'den günümüze
kadar hiçbir somut bulgu tarafından doğrulanamadığını, bunu
destekleyen hiçbir fosil kaydına rastlanmadığını düşünmezler.
Darwinistler iletken suyun içinde yaşayan ve bir insanı öldürecek
kadar güçlü elektrik şoku veren elektrikli yılan balıklarının,
suya ilk elektriği bıraktıkları andan itibaren kendilerinin
de bu şokun etkisiyle çarpılmamak için bilinçli bir şekilde
önlem almaları gerektiğini bildiklerini düşünmezler.
Darwinistler hayatın bir mücadele olduğunu ve her türün kendi
çıkarı için bencilce davrandığını ileri sürerken, arıların
hayatları boyunca kendilerine gereken baldan kat kat fazla
balı niçin ürettiğini açıklamayı düşünmezler.
Darwinistler
okyanusta yaşayan bir karides türünün, toplu gruplar halinde
kıskaçlarını kullanarak bir denizaltının sesini bile örtecek
şekilde oluşturduğu ses ile avını sersemletirken kendisinin
de bu gürültülü ortamdan nasıl hiç etkilenmediğini düşünmezler.
Darwinistler eşek arılarının, yavrularını uzun süre beslemek için bir tırtılı öldürmeden felç ettiklerini, ancak tırtılın ölmeyeceği kadar zehiri doğru noktaya vermek için neredeyse bir cerrahın tıp bilgisine sahip olması gerektiğini düşünmezler.
Darwinistler
güçlü olanın üstün geldiğini iddia ederek, yaşlı ve hasta
insanları katleden Hitler gibi zalim diktatörlerin yaptıklarını
haklı çıkarmaya çalıştıklarını düşünmezler.
Darwinistler
hücrenin bilgi bankası DNA’nın, canlılarda adeta mimar, mühendis,
koku eksperi, botanikçi, laborant, iç mimar, desinatör, ressam,
doktor ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz bir çok usta sanatçı
ve bilim adamının görevini üstlenen bir planlama merkezi olarak
görev aldığını düşünmezler.
Darwinistler
vücuttaki yaklaşık 200 farklı tipteki hücrenin, temelde aynı
mekanizmalara sahip olmalarına rağmen, çok farklı görevleri
olduğunu, örneğin bir karaciğer hücresi milisaniyeler (saniyenin
binde biri) içinde 500 farklı kimyasal işlem gerçekleştirirken,
bir kalp hücresinin ömür boyu elektrik üretimesindeki olağanüstülüğü
düşünmezler.
Darwinistler, midenin besinleri sindirirken yaptığı çalkalama
hareketleri esnasında bağırsaklara sürtünmekten korunabilmesi
için dış dokusunda "periton" isimli bir zar olduğunu ve bu
zarın salgıladığı kaygan sıvının, mide ve bağırsaklara "dıştan
yağlama" olarak nitelendirilecek bir işlem yaparak bu organların
kayganlaşmasını sağladığını ve böylece söz konusu organların
çalışırken birbirlerine sürtünerek zarar görmelerinin önlenebildiğini
düşünmezler.
Darwinistler
kalbin günde 8000 litre kan pompaladığını, uyurken bile yetişkin
bir insanın kalbinin saatte 340 litre kan pompalayabildiğini
düşünmezler.
Darwinistler
her insan bedeninde bulunan 5 ila 6 litre arası kanın ortalama
vücut ağırlığının %7-8’ini oluşturduğunu, kanın içinde bulunan
hücrelerin yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km’lik bir
çizgi oluşturabileceğini ve bunun dünyanın çevresini iki kez
dolaşmaya yeteceğini düşünmezler.
Darwinistler
insan gözleri renkleri ayırt etmek için yalnızca üç fotoreseptöre
bağlı iken mantis karidesinin gözünde on altı reseptör olduğunu,
ultraviyole ışınları bile algılayabildiklerini ve bu canlıların
hiçbir şekilde tesadüfen oluşamayacaklarını düşünmezler.
Darwinistler kemik iliğinde üretilen on bin hücreden sadece
bir tanesinin kök hücre özelliği taşıdığını, bu özel hücrenin
görünüşte diğer hücrelerden hiçbir farkı olmamasına rağmen
vücut içindeki ihtiyaçları belirleyerek farklı hücreler meydana
getirebilme üstünlüğüne sahip olduğunu, oluşturdukları bu
yeni hücrelerin vücut içinde hasara uğramış hücrelerin yerini
nasıl aldıklarını düşünmezler.
Darwinistler, insan elinin su içmekten araba kullanmaya, yazı
yazmaktan dikiş dikmeye kadar sayısız fonksiyonu yerine getiren
mekanizmasının 27 kemik ve bunlara yön veren mükemmel bir
kas ve sinir sistemiyle donatıldığını, bir insanın hayatı
boyunca elini en az 25 milyon kez açıp kapadığını ve böyle
bir mekanizmanın yapay olarak bile oluşturulamadığını düşünmezler.
Darwinistler,
kalbin doğumdan ölüme kadar hiç durmadan kan pompaladığını
ve bu pompanın vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için
kendi elektrik sistemini kullanarak çalışmaya başladığını,
bir saatlik sürede orta büyüklükteki bir arabayı, yerden yaklaşık
1 m. yüksekliğe kaldırabilecek kadar enerji ürettiğini düşünmezler.
Darwinistler,
insan daha anne karnında küçük bir cenin iken kalbin birden
nasıl atmaya başladığını, bu andan itibaren bir dakika bile
dinlenmeksizin kasılıp gevşeyerek kanın vücutta dolaşmasını
sağladığını, hayatımızın her anında bilgimiz, irademiz ve
kontrolümüz dışında bizim için kan pompaladığını düşünmezler.
Darwinistler,
kalbin dış tabakasında, kalbin rahat çalışması ve darbelerden
korunması için iki katlı bir zarın bulunduğunu, bu zarların
arasının kaygan bir sıvıyla kaplı olduğunu ve kalbin bu sayede
ömür boyu durmaksızın kasılıp gevşeyebildiğini düşünmezler.
Darwinistler, kalbi oluşturan parçalardan birinin dahi kendi
kendine oluşmasının kesinlikle mümkün olmadığını ve dolaşım
sistemi olmayan, pompalayacak kanı bulamayan bir kalbin ne
kadar mükemmel özelliklere sahip olursa olsun hiçbir işleve
sahip olamayacağını düşünmezler. Yine Darwinistlerin kendi
iddialarına göre işlevi olmayan bu organın ortadan kalması
gerektiğini dolayısıyla kalp gibi kompleks bir organın hiçbir
şekilde tüm özellikleriyle tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.
Darwinistler,
kalbin kasılması için elektrik sinyaline ihtiyaç olduğunu,
kasılmayı sağlayan hücrelerin elektrik olmadan çalışamayacaklarını,
gerekli elektriği bir et parçası olan kalbin nasıl üretebildiğini
düşünmezler.
Darwinistler,
insanların ve hayvanların, bünyelerinde yeryüzündeki güneş
enerjisini doğrudan kullanabilecek bir sisteme sahip olmadıklarını,
bitkilerin ürettiği besinler sayesinde güneş enerjisini kullanabildiklerini
düşünmezler.