Darwinistler, koloniler halinde yaşayan karıncaların, çok güçlü bir iletişim ağına sahip olduklarını, besinlerini üretip depolarken, bir saldırı halinde yavrularını gözetip, kolonilerini koruyup savaştıklarını düşünmezler.
Darwinistler,
maddenin, enerjinin hatta zamanın dahi bulunmadığı bir yokluk
ortamında Büyük Patlama ile maddenin ve zamanın bir anda yaratıldığı
gerçeğini nasıl açıklayabileceklerini düşünmezler.
Darwinistler; Güneş sisteminin galaksi merkezi etrafındaki dönüş süratinin saatte tam 720.000 km olduğunu, 200 milyon yıldızı bünyesinde bulunduran Samanyolu galaksisi'nin uzay içindeki hızının saatte 950.000 km olduğunu, böylesine karmaşık ve hızlı bir sistem içinde hiçbir sorun ve çarpışma yaşanmadan Allah'ın kurduğu kusursuz dengeye göre yaşadığımızı düşünmezler.
Darwinistler, ıstakoz gözünün mikroskop altında incelendiğinde
kusursuz bir grafik kağıdına benzediğini ve ıstakozların kırılma
değil yansıma prensibiyle gördüklerini düşünmezler.
Darwinistler,
insanın milyonlarca ansiklopedi sayfası bilgiye sahip olan
DNA molekülünün, fosfor, karbon, azot, hidrojen ve oksijen
gibi şuursuz atomlardan oluştuğunu düşünmezler.
Darwinistler insan bedenindeki ortalama 5 milyar kılcal damarın
toplam uzunluğunun 950 km’yi bulduğunu, bu damarlardan 10
bin tanesi yanyana getirildiğinde ancak bir kurşun kalemin
kurşun kısmı kadar olduğunu ve bu daracık kanallardan bir
ömür boyu kan akmasını bilinçsiz tesadüflerin asla gerçekleştiremeyeceğini
düşünmezler.
Darwinistler, tahta görünümlü bir cisimden, "tohum"dan, tam ayarında şekerleriyle, özel kokularıyla, lezzetleriyle meyvelerin çıkmasını, kuru cansız tohumda bu bilgilerin tesadüfen oluşamayacağını düşünmezler.
Darwinistler,
dinsizliğin olumsuz sonuçları ile birlikte felakete sürüklenen
toplumların, inanç ve Allah’a iman ile mutluluğa, huzura,
güvene ve refaha ulaşan toplumlar olduklarını düşünmezler.
Darwinistler, ünlü bir moleküler biyolog olan Profesör
Michael Denton’un “Hücrenin yakınına gelip onu incelediğimizde,
üzerindeki milyonlarca küçük kapıyla karşılaşırız. Ve eğer
bu kapıların herhangi birinden içeri girersek, olağanüstü
bir teknoloji ve bizi şaşkınlığa düşürecek bir komplekslikle
yüz yüze geliriz." (Evolution: A Theory in Crisis.
London: Burnett Books, 1985, s. 242), sözünü düşünmezler.
Darwinistler, bakterilerin kış boyu suyun dibine çöken organik atıkları ayrıştırarak minerallere dönüştürdüklerini ve böylece yazın doğanın canlanması için besin hazırladıklarını düşünmezler.
Darwinistler,
karbondioksit, üre gibi zararlı maddelerin vücuttan atılması,
kanda taşınan atık ve yararlı maddelerin birbirlerinden ayırt
edilmesi ve bu maddelerin doğru yerlere ulaştırılması gibi
hayati işlemleri, bilinçsiz kan hücrelerinin kendi başlarına
gerçekleştiremeyeceklerini düşünmezler.
Darwinistler,
kandaki taşıyıcı proteinlerden biri olan albümin molekülünün,
yağları, zehirleri, ilaçları, besin maddelerini nasıl birbirinden
ayırt edebildiğini düşünmezler.
Darwinistler,
albümin gibi atomlardan oluşmuş şuursuz bir molekülün karaciğeri,
safrayı, mideyi tanıyıp, taşıdığı maddeleri şaşırmadan, yanılmadan,
hiç hata yapmadan her seferinde doğru yere ve ihtiyaç oranında
bıraktığını düşünmezler.
Darwinistler,
vücuda giren virüs, bakteri gibi yabancı maddelerin kanda
bulunan antikor ve lökosit adı verilen savaşçılarla zararsız
hale getirildiğini düşünmezler.
Darwinistler,
kanın pıhtılaşması sayesinde, hasara uğrayan bir damarda meydana
gelebilecek olan kan kaybının en aza indirilmiş olduğunu,
eğer pıhtılaşma olmasaydı en ufak bir yaralanmanın ölümle
sonuçlanabileceğini düşünmezler.
Darwinistler,
kanı pıhtılaştıran protein trombinin, kanın içinde dolaşmasına
rağmen geçtiği yerleri nasıl olup da pıhtılaştırmadığını düşünmezler.
Darwinistler,
vücutta günde 260-400 milyar kadar kan hücresi üretildiğini,
ana merkez olan kemik iliğinde gerçekleşen bu üretimin, "kök
hücre" adı verilen özel bir hücrenin değişik bölünme
yeteneklerine bağlı olduğunu düşünmezler.
Darwinistler,
yaratıldıkları ilk andan itibaren yüz milyonlarca yıldır hiç
bir değişim geçirmeden var olan yusufçukların en iyi helikopterlerden
bile daha iyi manevra yapabildiklerini düşünmezler.
Darwinistler,
tesadüfler sonucu oluştuğunu söyledikleri kanın, günümüzün
en ileri teknolojilerinin kullanıldığı laboratuvarlarda bile
bir benzerinin oluşturulamadığını düşünmezler.
Darwinistler,
genetik kopyalamanın yine bir hayvandan alınan hücreyle yapıldığını,
yoktan birşeyin varedilmediğini, hatta bunun yaratılışa bir
delil olduğunu düşünmezler.
Darwinistler,
herşeyin maddeden ibaret olduğunu söylerken DNA sarmalının
içerdiği “bilgi”nin madde olmadığını düşünmezler.
Darwinistler, denizden çıkan balığın sürüngen olarak evrimleştiğini ve bu hayali evrim sürecinin milyonlarca yıl aldığını iddia ederken bir balığın sudan çıkınca birkaç dakikadan fazla yaşayamayacağını, hemen oleceğini düşünmezler.
Darwinistler, ateş böceklerinin yanı sıra çeşitli deniz altı canlılarının da kendi ışıklarını kendilerinin ürettiğini, her birinin ışığı üretim şekilleri, kullanım alanları, süreleri ve üretilen ışığın cinsi gibi özelliklerinin birbirinden çok farklı olduğunu ve bu hayvanlarda bulunan ışık üretebilecek ve bu üretimi yaparken canlının kendine hiçbir zarar vermeyecek kompleks yapıların da tesadüfler sonucunda ortaya çıkmasının mümkün olmadığını düşünmezler.
Darwinistler,
sadece basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteinin rastlantısal
olarak meydana gelme ihtimalinin, 1040.000 'de
1 ihtimal olduğunu (Robert Shapiro, Origins: A Sceptics
Guide to the Creation of Life on Earth, New York, Summit
Books, 1986. s.127) düşünmezler.
Darwinistler, tek bir yumurta hücresinin bölünerek, birbirlerinden farklılaşmış sayısız hücreyi meydana getirdiğini, bu hücreler arasında mükemmel bir iletişim ve işbirliğinin var olduğunu ve bunun bilim adamlarının akıl erdiremediği olaylardan biri olduğunu düşünmezler.
Darwinistler,
yaklaşık 150 sene önce “Eğer gerçekten türler öbür türlerden
yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna
rastlamıyoruz?” (Charles Darwin, The Origin of Species,
s. 172, 280) diye soran Darwin’in zamanından sonra bile hala
tek bir ara geçiş formu bulanamadığını düşünmezler.
Darwinistler, Darwin'in yaklaşık 150 sene önce yazdığı Türlerin Kökeni adlı kitapta "Teorinin Zorlukları" başlığıyla yazdığı bölümde bahsedilen çelişkilerin hala geçerli olduğunu, yıllar geçtikçe ve bilim geliştikçe bu çelişkilerin çok daha fazla artmış olduğunu düşünmezler.
Darwinistler
doğal seleksiyon yoluyla hiçbir yeni canlı türü üremediğini
düşünmezler.
Darwinistler
Sitokrom-C isimli proteinin, belli bir aminoasit dizilimine
sahip olduğunu ve bunun tesadüfen oluşma ihtimalinin, bir
maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma
olasılığından daha az olduğunu (1986. s.127 Ali Demirsoy,
Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984,
s. 61) düşünmezler.
Darwinistler,
her şeyin tesadüfen oluştuğunu öne sürerken hücre içinde bulunan
DNA’daki bilginin bile hala insanlar tarafından tam olarak
çözülemediğini düşünmezler.