Güçlü olan hayatta kalır iddiasında bulunan Darwinistler,
düşmanlarına karşı son derece yırtıcı olabilen aslanların
yavrularına karşı neden son derece şefkatli olduklarını düşünmezler.
Darwinistler, her yıl yağan yağmurun yeryüzündeki hayatın
devamı için belli bir ölçüde olmasının, şeklinin ve hız limitinin
evrim teorisiyle açıklanamayacağını düşünmezler.
Darwinistler, internet teknolojisinin veya en basit bir telefon santral sisteminin dahi tesadüfen oluşamayacağını, bunun mühendislik, tasarım, bilgi, bilinç, akıl ve teknoloji gerektirdiğini bildikleri halde, beyindeki çok daha kompleks sistemin oluşmasının tesadüflerle açıklanamayacağını düşünmezler.
Tesadüflerin birbiri üzerine eklenerek bir organizma var ettiğini
öne süren Darwinistler, ancak tüm organları birden var olduğunda
çalışabilen insan vücudunun kusursuz işleyişi üzerinde düşünmezler.
Darwinistler, sürekli kanın içinde dolaşmasına rağmen,
sadece damarlardan birinde kanama olduğunda pıhtılaşmayı sağlayan
trombin proteininin rastgele değişimler sonucu meydana geldiğini
iddia etmenin akıl dışı olduğunu düşünmezler.
Darwinistler, tıraş bıçağını dahi sindirebilecek kadar güçlü
olan mide asitlerinin, midenin kendisine nasıl olup da zarar
vermediğini düşünmezler.
Darwinistler, bir kelebeğin hayatta kalabilmek için kendini daha iyi kamufle edebileceği kuru bir yaprak görünümüne sahip olmasının tesadüflerle oluşmasının imkansızlığını düşünmezler.
Darwinistler, mutasyonların canlıları geliştirdiğini, onlara
yeni organlar ve özellikler kattığını iddia etmenin, depremlerin
bir şehri modernleştirdiğini iddia etmek kadar akıl dışı olduğunu,
genetik bilgiyi arttıran yararlı mutasyonların asla gerçekleşemeyeceğini
düşünmezler.
Darwinistler Dünya’ya ulaşan Güneş enerjisinde %10’luk
bir azalma olsa yeryüzünün metrelerce kalınlıkta bir buzul
tabakası ile örtüleceğini düşünmezler.
Darwinistler Dünya’nın ekseninde 23º27´lık
bir eğim olmasa, kutuplarla ekvator arasında atmosferin oluşumunu
engelleyecek derecede aşırı sıcaklık olacağını ve yaşamın
imkansızlaşacağını düşünmezler.
Darwinistler atmosfer basıncı şu anki değerinden
bir kat daha fazla olsa, atmosferdeki su buharı oranının azalacağını
ve Dünya üzerindeki karaların tamamının çölleşeceğini, bunun
sonucunda da yaşamın imkansızlaşacağını düşünmezler.
Darwinistler anne karnında ortak bir ana
hücreden çoğalarak meydana gelen hücrelerin, bölünme süreci
içinde zamanla farklılaşıp ayrı ayrı dokuları, organları oluşturduğunu;
temelinde aynı hücreden insanın burnunun, elinin, böbreğinin
oluştuğunu ve bu hücrelerin gerektiği kadar çoğalıp, tam bir
el oluştuğunda veya düzgün bir burun oluştuğunda çoğalmayı
durdurduklarını düşünmezler.
Darwinistler anne karnındaki gelişme sırasında milyarlarca
hücrenin her birinin kendisine ait olan yere yerleştiklerini,
örneğin beyin hücrelerinin aralarındaki gerekli bilgi iletişimini
sağlayacak şekilde yaklaşık 120 trilyon elektrik bağlantısı
kurduklarını, bu mükemmel elektronik donanımda tek bir hata
yapmadıklarını düşünmezler.
Darwinistler yaklaşık 15 milyar yıl önce
tek bir noktada meydana gelen büyük bir patlama ile içinde
yaşadığımız evrenin ortaya çıktığını; ancak büyük bir patlamanın
aslında büyük bir karmaşaya neden olması gerektiğini, maddenin
atom veya atom altı parçacıklar olarak uzay boşluğunda “rastgele”
dağılmaları gerektiğini, ama böyle olmadığını, bunun yerine
son derece sistemli ve düzenli bir evrenin ortaya çıktığını
düşünmezler.
Darwinistler insan bedenindeki ortalama 5 milyar
kılcal damarın toplam uzunluğunun 950 km'yi bulduğunu, bu
damarların en incelerinden 10.000 tanesi yanyana getirildiğinde
ancak bir kurşun kalemin kurşun kısmı kadar olduğunu ve bu
daracık kanallardan bir ömür boyu kan akmasını bilinçsiz tesadüflerin
asla gerçekleştiremeyeceğini, bunun Allah’ın yüceliğinin apaçık
bir delili olduğunu düşünmezler.
Darwinistler bu cümleyi okurlarken gözlerinin
yaklaşık 100 milyar işlem yaptığını ve dünyanın en mükemmel
sistemlerinden birine Allah’ın dilemesi ve rahmeti ile sahip
olduklarını düşünmezler.
Darwinistler gözyaşlarında bulunan ‘lizozim’ enziminin
birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikropları öldürme
özelliği sayesinde türlü hastalıklardan koruduklarını, lizozim
maddesinin binaların temizliğinde kullanılan dezenfektan maddelerden
bile daha etkili olduğunu ama buna rağmen bu maddenin kendi
gözlerine zarar vermediğini, bunun Allah’ın tüm insanlar için
yarattığı bir nimet olduğunu düşünmezler.
Darwinistler, Taş Devri diye tanımladıkları
ve hayali "ilkel insanların" yaşadıklarını iddia
ettikleri bir dönemde, insanların günümüzdekinden farksız
bir medeniyete sahip olduklarını, o dönemdeki insanların da
çatal kaşık kullanan, misafirlerini ağırlayan, düzenli bir
yaşama sahip olan bir hayat sürdüklerini ispat eden deliller
olduğunu düşünmezler.
Darwinistler M.Ö. 10 binli yıllarda kullanılmış
olan kemikten yapılmış düğmelerin dönemin insanlarının kıyafet
kültürüne sahip olduklarının ispatı olduğunu, düğmeyi kullanan
toplumun dikişi, kumaşı, dokumacılığı da bilmesi gerektiğini
düşünmezler.
Darwinistler 95 bin yıllık flütün, bundan
on binlerce yıl önce yaşayan insanların da gelişmiş müzik
kültürü olduğunun ispatı olduğunu, "ilkel insan"
diye bir kavramın olmadığını düşünmezler.
Darwinistler,
M.Ö. 10 binli yıllarda insanların bakır tığ kullanmakta olduklarını,
bakırdan tığ yapan bir toplumun bakır cevherini tanıması,
bu cevheri kayanın içinden çıkarmayı başarması ve işleyebilecek
teknik imkanlara sahip olması gerektiğini düşünmezler.
Darwinistler,
"ilkel bir dönem" olarak kabul ettikleri ve ismini
"cilalı taş devri" olarak koydukları dönemden kalma
taşların yüzeyindeki parlaklığın, ciladan kaynaklanmadığını,
çünkü cilanın binlerce yıl boyunca muhafaza edilmesinin mümkün
olmadığını, bunun, çelikten yapılmış keski ve işçilik malzemeleri
kullanılarak büyük bir ustalıkla gerçekleştirilmiş olması
gerektiğini düşünmezler.
Darwinistler
canlılığın cansız maddelerden tesadüfen oluştuğunu iddia ederlerken
19. yüzyılda Louis Pasteur’ün “Hayat ancak hayattan gelir”
tezini ispatladığını, cansız maddelerin hayat oluşturabildikleri
iddiasını bilimsel olarak çürüttüğünü düşünmezler.
Darwinistler insan vücudunda birkaç kesme şeker büyüklüğü kadar yer kaplayan hipotalamusun, insanın oluşumu için üreme bezlerinin gelişmesi gerektiğini hesaplayıp, buna bir zaman verip ve tam o dönemde o hormonu salgılaması gerektiğini; gözü kulağı, dili hatta beyni bile olmayan bu et kütlesinin zamandan haberdar olarak aradan geçen seneleri hesaplamasının ve buna uygun ayarlamalar yapmasının kör tesadüflerle açıklanamayacağını düşünmezler.
Darwinistler küçücük bir çizikten dolayı insan parmağından
sızan bir damla kanın içinde yaklaşık 250 milyon alyuvar,
400 bin akyuvar ve milyonlarca trombosit olduğunu, kanın özelliklerine
sahip molekülleri üretmenin ve onları bir arada işlevsel kılmanın
büyük bir mucize olduğunu, kanı en ince detayına kadar Allah’ın
kusursuzca yarattığını düşünmezler.
Darwinistler
insan vücudundaki fonksiyonların tam gerektiği hızda ve tam
gerektiği sürede yerine getirilmesinin enzimlerin katkısıyla
olduğunu, bu görevleri şuursuz atomlardan oluşan enzimlerin
kendi başlarına öğrenemeyeceklerini düşünmezler.
Darwinistler, canlıların koku alma ve koku hafızasına sahip olma sisteminin evrenin her alanında görülen üstün tasarım, mükemmel düzenlemenin sınırsız örneklerinden biri olduğunu, kusursuz sistemlerin ise asla tesadüflerle açıklayamayacaklarını düşünmezler.
Darwinistler, milyarlarca harften oluşan bir metin yazısının insan tarafından hiç hata yapmadan kopyalanmasının mümkün olamayacağını, oysaki enzimlerin DNA'yı kopyalarken milyonlarca harfi hatasız olarak bir araya getirmelerindeki akıl ve kusursuz organizasyonlarının Allah'ın varlığının açık delili olduğunu düşünmezler.
Darwinistler,
örümceğin ağ yapabilmesi için mimari bilgi, hesap yeteneği,
yakalayacağı avın hızı ve ağırlığı gibi pek çok detayı bilmesi
gerektiğini ve bunu aklı olmayan bir varlığın tesadüfler sonucunda
kazanacağını iddia etmenin mantık dışı olduğunu düşünmezler.
Darwinistler, milyonlarca yıllık fosillerin yaşayan
örnekleri ile günümüzde karşılaşmanın, evrim teorisinin geçersizliğini
bir kez daha gözler önüne serdiğini düşünmezler.