
Darwinistler bir dinozorun sineği yakalamaya çalışırken kanatlandığını iddia ederken, sineğin zaten mükemmel bir kanat ve uçuş sistemine sahip olarak saniyede 1000 kere kanat çırpıyor olduğunu düşünmezler.
Darwinistler yeryüzündeki tüm canlılığı meydana getirdiğini iddia ettikleri atomların şuursuz varlıklar olduğunu düşünmezler.
 Darwinistler, fosfor, karbon gibi atomların tesadüfler sonucunda biraraya gelerek, yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları, kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları ve tüm canlılığı meydana getirdiklerini iddia ederken bunların bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve cansız olduklarını düşünmezler.
 Darwinistler canlılığın mutasyonlar sonucunda evrimleştiğini iddia ederken mutasyonların %99’unun canlılara zarar verdiğini düşünmezler.
 Darwinistler evrim teorisinin 1800'lü yılların teknolojik ortamında ortaya atılmış kör bir teori olduğunu düşünmezler.
 Darwinistler türlerin birbirinden evrimleştiğini iddia ederken fosil katmanlarında bunu destekleyecek tek bir delil elde edilemediğini düşünmezler.
 Darwinistler canlı türlerinin birbirlerinden uzun zamanlar içinde evrimleşerek çoğaldıklarını iddia ederken bugün bilinen temel canlı kategorilerinin tamamının, hatta soyu tükenmiş daha fazlasının, yeryüzünde yalnızca tek hücreli canlıların hüküm sürdüğü bir zamandan hemen sonra, yaklaşık 530 milyon yıl önce, "Kambriyen Devri" adı verilen jeolojik devirde aynı anda ve aniden ortaya çıktıklarını düşünmezler.
 Darwinistler,
fosil kayıtlarının, canlıların milyonlarca yıldır hiçbir değişime
uğramadıklarını ispat ettiğini düşünmezler.
 Darwinistler
19. yüzyılın ilkel bilim anlayışıyla hayali bir varsayım olarak
öne sürülen evrim teorisinin bugüne kadar hiçbir bilimsel
bulgu veya deney tarafından doğrulanmamış olduğunu düşünmezler.
  Darwinistler Archaeopteryx'in sürüngenler ile kuşlar arasındaki "kayıp halka" olduğunu iddia ederken Archaeopteryx'in tüm özellikleriyle tam bir uçucu kuş olduğunu düşünmezler.

  Darwinistler Archaeopteryx’in tam gelişmemiş bir kuş olduğunu öne sürerken Archaeopteryx ile aynı dönemde hatta ondan daha erken dönemlerde kuşların yaşadığını düşünmezler.
  Darwinistler
canlılığın kör tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia ederken
ortalama büyüklükteki bir protein molekülünün tesadüfen oluşma
ihtimalinin 10300'de bir ihtimal olduğunu düşünmezler.
  Darwinistler
işlev gören bir proteinin tesadüfen oluşması için ise 10950'de
bir ihtimal gerektiğini hiç düşünmezler.
  Darwinistler bu ihtimalleri değerlendirirken, matematikte 1050'de 1'den küçük ihtimallerin pratikte "sıfır ihtimal" kabul edildiğini düşünmezler.
  Darwinistler 19. yüzyıl teknolojisi ile su dolu bir balon olarak gördükleri ve tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri hücrenin bilim adamlarının benzetmesiyle, New York şehri kadar kompleks bir yapıya sahip olduğunu düşünmezler.
  Darwinistler milimetrenin 100'de biri büyüklüğünde olan hücrelerimizin içindeki "mitokondri" isimli enerji santralinin, bir petrol rafinerisinden ya da bir hidroelektrik santralinden daha kompleks olduğunu düşünmezler.

  Darwinistler şuursuz tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia ettikleri insanın 100 trilyon hücresinin her birinde mevcut olan DNA moleküllerinden tek bir tanesinde bir milyon ansiklopedi sayfasını dolduracak bilgi bulunduğunu düşünmezler.
  Darwinistler
gözün tesadüfen meydana geldiğini öne sürerken indirgenemez
komplekslikte bir organ olduğunu ve 40 temel parçasının hepsinin
bir arada var olmadan ve uyum içinde çalışmadan işlevini yerine
getiremediğini bunun da evrim teorisinin iddialarını ortadan
kaldırdığını düşünmezler.
  Darwinistler insan gözünün en gelişmiş kameradan çok daha gelişmiş bir görüntü ve netlik sağladığını düşünmezler.
  Darwinistler insan beynindeki her bir nöronun diğer nöronlarla binden 10 bine kadar bağlantı yaptıklarını (sinaps), bunun bir nöronun aynı anda 10 bin farklı nöronla iletişim kurabilir anlamına geldiğini ve insan beyninin içindeki sinapsların sayısının 1 katrilyon olduğunu ve bunun da yaklaşık 1.000.000.000.000.000 haberleşme demek olduğunu, bunun tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu düşünmezler.

  Darwinistler, dünyanın en hızlı işlem yapan insan yapımı bilgisayarları ortalama olarak saniyede 109 işlem yaparken, tesadüfen oluştuğunu iddia ettikleri beynin hızının aynı işlem için 1015 olduğunu düşünmezler.
  Darwinistler,
tesadüflerin, hayranlık uyandıracak bir iletişim ağı kuracak
şekilde sinir hücrelerini organize etmelerinin kesinlikle
imkansız olduğunu düşünmezler.
  Savunma sistemi hücrelerinin antijen adı verilen bazı mikroplar ve yabancı maddelere karşı "antikor" adı verilen maddeler üreterek onları yok etmeye ya da çoğalmalarını önlemeye çalıştıklarını, bu antikorların sahip oldukları en önemli özelliğin doğada var olan yüz binlerce birbirinden farklı mikrobu tanıyıp, kendilerini onları yok etmeye yönelik olarak hazırlayabilmeleri olduğunu düşünmezler.
  Darwinistler
laboratuvarda oluşturularak insan vücuduna yerleştirilen yapay
antijenleri bile tanıyan antikorlarn bulunduğunu düşünmezler.
  Darwinistler antikorların yabancıya karşı kullanılacak etkili silahları da anında tespit edip üretebildiklerini düşünmezler.

  Darwinistler
birkaç cm lik beyni basit sinir düğümlerinden oluşan kraliçe
arının kendi iradesi ve aklıyla, petek hücrelerinin ne için
inşa edildiğini kavraması ve bunları hiç birbirine karıştırmadan,
en uygun yumurtlamayı yapmasının nasıl mümkün olduğunu düşünmezler.
  Darwinistler
insanın sahip olduğu böbreklerin, yaklaşık 10 cm büyüklüğünde,
100 gram ağırlığında olup, bedenimizin yaklaşık 1 milyondan
fazla mikro arıtma tesisini bu 10 cm içinde barındırdığını
ve bize hayat veren her şeyi taşıyan kanın, bu mikro arıtma
tesislerinde sürekli olarak temizlendiğini, insanların dev
makinelerle böbreklerin taklidini bile yapamadıklarını düşünmezler.
  Darwinistler,
insan vücudunda, ne zaman hücre üretilmesi gerektiği, ne zaman
hücrenin yok edilmesi gerektiğinin insanın iradesi ve bilgisi
dışında kusursuz bir zamanlama ve düzen içinde işlediğini
düşünmezler.
  Darwinistler, sinirler arası sıvıda yüzerek elektron taşıyan enzimlerin, şuurlu varlıklar olmadıkları halde kusursuzca sürdürdükleri iletim sisteminde, günün birinde mesajı ilgili yere götürmek yerine, rastgele dağıtmaya karar verseler, beyindeki bu karmaşanın tüm algı sistemini altüst edeceğini dış dünya ile olan bağlantıyı felce uğratacağını düşünmezler.
  Darwinistler,
kemikte yer alan osteoklast isimli hücrelerin, kemiğin biçimini
ve boyunu değiştirmesi, kemik yüzeyindeki çıkıntıları küçültmesi,
osteoklast kemikte yıkımlara yol açarken osteoblast hücrelerinin
de iskeleti oluşturmak üzere kemik üretmeye başlamaları gibi
kusursuz bir düzenin her insan kemik hücresi için geçerli
olduğunu düşünmezler.

|